21 Mayıs 2009 Perşembe

Yazı Beklerken


Önümde bir yığın ilaç, elimde ıhlamur çayım, günün ortasında ışıkları açmış oturuyorum. Bahar gelmedi, gelemedi ve hava yine yaptı yapacağını. 

Bir gün bir uyandım, işte, dedim artık değişmez bu saatten sonra. Güneş nasıl parlıyordu öyle, herkes çimlerde uzanmış, çiçekler açmış, sonuna kadar müzik...Camdan bakıp o sahneyi gördüm ve o an yaz moduna çoktan girmiştim. O enerjiyle kaldırdım bütün kazakları, çizmeleri hatta şemsiyemi bile! Zaten iple çekiyorduk sıcak havayı, bu bir haftalık yalancı baharın oyununa geldik. T-shirtler bile fazla gelmişti, bir terliğimiz eksikti anlayacağınız:)                                           

Okulda şenlik haftasıydı, o konser senin bu konser benim gezip tozduk. Bir kadeh, iki kadeh, üç.... Pazartesi başlayan finaller kimin umurunda! Hastalanmak ise söz konusu bile değildi, çünkü biz akıllılar dans ederken üşümediğimizi sanmıştık. Öhö! Neyse şu an tahmin edersiniz ders çalışmak gerekiyor, ama bu patlamak üzere olan kafayla ne nasıl öğrenilir o ayrı.

  Her yer karardı, her şey gri. Renkleri geri istiyorum, yaz gelsin, tatil, tatil, tatil... Başka söze gerek var mı? Sıcacık güneşin altında soğuk bir şeyler içip serinlemek varken, odaya tıkılıp iyileşmek zorunda olmak ve aylak aylak dergi okumak yerine o sıkıcı ders notlarını okumak mecburiyeti... Kim ikinci tabloyu seçer ki?

  Size tavsiyem şu ara güneşe aldanmayın, çantanızdan (güneş gözlüğü dışında) şemsiyeniz eksik olmasın. Kahvenizi alın yağmuru seyredin, önümüzde başka seçeneğimiz yoksa yine de farklı tatlar yakalamak lazım, önümüzde koca bir yaz bizi bekliyor nasılsa...




2 yorum:

  1. Her yer senin gri gördüğün kadar gridir ve renkli gördüğün kadar renklidir.

    Canını sıkan herşeye rağmen inadına devam...

    YanıtlaSil
  2. Kesinlikle! Siyahları ayıklamak lazım bazen...

    YanıtlaSil