25 Aralık 2025 Perşembe

Underrated Noel Rotası: Atina


Ayağımın tozuyla, bedenimdeki tatlı yorgunluk ve hafızamdaki taze ışıltılarla Atina notlarımı dökmeye geldim, çocuklu aileler siz de bir gelin bence şöyle. 


Yunanistan'ın başkenti Atina öyle çok albenisi olan, diğer Avrupa şehirleri gibi seni kilometrelerce öteden mimarisiyle, caddeleriyle ya da özel bir mutfakla kendine  çağıran bir şehir değil gibi görünse de şehri aralık ayı içerisinde değerlendirince, sırf Noel özelinde bile underrated kalmış bir şehir olduğunu görüyorsunuz. 

Biz komşuyu hep yaz tatillerinde mavili beyazlı adalarıyla bildik ve sevdik ama Atina'da bambaşka bir Yunanistan gördük açıkçası. Yunanistan'ı Yunanistan yapan, mitolojinin kalbi, tarihin oldukça eski izlerini taşıyan yapıtların ev sahibi bir kere. 

Prof. Dr. Celal Şengör'ün de "Uygarlığın başladığı yer, felsefenin beşiği" dediği ve Avrupa ruhunu anlamak istiyorsak görmemiz gereken şehirlerden biri Atina. Yani gitmeye değer mi sorusunu duymazdan gelip ne zaman ve ne kadar süre planlanır kısmına odaklanıyoruz. Aralık dışındaki diğer zamanlarda, mesela ilkbahar-sonbahar aylarında, kısa süreli bir kültür-şehir gezi rotası olarak plan yapılabilir, bizse bunu Noel tatili ile birleştirip bir taşla iki kuş vurduk. 

       

(Noel dışında) Ne Zaman Gidelim?

Tabii ki bu çok kişisel bir tercih ama benim Noel zamanı dışında bahar ayları dememin bir sebebi var: biz üşüyeceğimizi düşünerek - çünkü 9 yaşında kızımızla tüm gün hunharca yürüyüp şehri keşfetmek ve hava kararınca da Noel pazarları/aktivitelerini gezmek niyetiyle gittik- termal çoraptan kazağa, bereden eldivene kadar ne varsa alıp bavulu şişirdik.

Oysa aralık ayı aynı bizim İzmir'imiz gibiymiş - zaten arada bir Ege Denizi, var tamı tamına karşı karşıyalar. Dolayısıyla kışın ılıman sayılabilecek bir şehir için bahar ayları daha yormayacak zamanlar gibi göründü bize, yaz sıcağında adalardan devam.


Atina'da Ulaşım


Merkez mahallelerin hepsi birbirine yürüyerek ulaşılabilir mesafede ama biz her ihtimale karşı araç kiraladık. Kiraladığımıza pişman olduğumuzu özellikle belirtmek isterim. Kızımızın çok yorulup yürüme konusunda oyun bozanlık yapma ihtimaline ve şehirden biraz uzaklaşıp çevre bölgeleri gezme, valizlerle havalimanından otele rahatça ulaşma ihtimallerine karşın aracı kiraladık ama bilmediğimiz bir şey vardı: şehirde çok büyük bir otopark problemi var. 

İlla ki araç kiralayacaksanız ya merkezden biraz uzak otel tercih edin ya da otoparkı olan bir otel. Ama kiralamış bulunduğumuz için oradaki lokallerin önerisiyle myAthensPass uygulaması indirdik. 


(bunu öğrenmeden önce ilk gece ve ertesi günün bir kısmı için 35'er euro vermiş bulunduk tabii) Aracı bıraktığımız noktayı algılayıp başlangıç ve öngördüğünüz bitiş saatini giriyorsunuz, kartınızdan kullanım süresi kadar 2-3 euro gibi bir rakam çekiliyor. İşiniz uzarsa uygulamadan süreyi ileri atabiliyorsunuz. 


Böylece otopark ücretlerinin yanında astronomik cezalardan da kurtulmuş oluyorsunuz. Ceza ödemeyi de geçtim olur da kiraladığınız aracı çekerlerse asıl o zaman problem yaşanır. Velhasıl havalimanında metro başlıyor ve merkeze kadar gidiyormuş, keşke toplu taşıma kullansaymışız, dedik. 


Airport transferleri için de otelle önceden iletişime geçip shuttle hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Tabii taksi, über, bolt seçenekleri de diğer şehirlerde olduğu yine cepte dursun.

Şimdi Atina'da Nereler Gezilir'e yılbaşı ve noel zamanından bakalım:

Little Kook

Gitmeden önce kaydettiğim, belli ölçüde elbette ki beğeneceğimizi düşündüğüm ama beklentimizin çok ötesine geçen ikonik bir sokak/cafe. 

Burası Atina'nın sembol mekanlarından olmuş çünkü Cadılar Bayramı, Paskalya gibi zamanlarda da kendine has biraz da gotik tarzda her dönem ve temaya uygun dekorasyonu var. 


Burada kelimenin tam anlamıyla dekora, objeye boğuluyorsunuz. Bir film setinin içinden geçiyormuş gibi hissettiriyor. Ona bir pastane ya da cafe demek gerçekten haksızlık olur. 



Tatlıları da aynı şekilde görsel şölen ama lezzeti için aynı şeyi söyleyemiyorum çünkü çikolata kaplı mousse isterken gerçekten çikolatanın simli bir beyaz çikolatadan oluşan topuklu ayakkabı ve mousse için de ayakkabının içindeki kıpkırmızı köpük olacağını asla hayal etmemiştim. Porsiyonlar insan üstü boyutta, şeker koması garantili. Tatlıların isimleri masal karakterleri, yandaki açıklamalarda ne hayal ederseniz onu istiyorsunuz, menüde görselleri olmadığı için gerçekten tatlınız kinder surprise olabilir. Yani göze hitap ediyor, mideye hayır. 


Cafesinde oturup bir şeyler yediğiniz takdirde kapalı tarafa da sıra beklemeden geçiyorsunuz, o kısım gerçekten daha da başınızı döndürüyor. Işıltının ötesinde milyonlarca minik objeye dokunmadan üst kata çıkarken -gerçekten- başınız dönebilir. Bastığınız yerden tavana kadar, her milimetrekarede bir şey var!


Ermou caddesinin sonuna kadar ilerleyip Psyri tarafına dönerken kendinizi birden bu sokakta buluyorsunuz. Rahatsız edici derecede kalabalık. Yeme-içmeden ziyade herkes fotoğraf çekmek için gidiyor. 22:00 sonrası daha sakin. Ama güzel bir masa kaptıysanız oturduğunuz yerden her şeyi rahatça inceleyebilirsiniz.

Merak edenler için fotoğraflar haricinde websitesi ve instagram sayfasını ekliyorum.


Christmas Factory

Christmas Factory, her yıl yılbaşı döneminde kurulan, özellikle çocuklu aileler için tasarlanmış ama yetişkinleri de çocukluğuna götüren büyük bir Noel temalı etkinlik alanı. Dev süslemeler, ışıklar, atölyeler ve eğlenceli aktivitelerle tam anlamıyla bir kış masalı sunuyor.

Gazi Mahallesi'ndeki bir sanayi müzesi ve önemli bir kültürel mekan olan Technopolis'te kuruluyor her sene. Christmas Factory, sezonluk bir etkinlik olduğu için ziyaret tarihleri her yıl değişebiliyor; o nedenle gitmeden önce güncel tarih ve saatleri kontrol etmekte fayda var.

Girişte kişi başı 10 EUR olan giriş biletlerini alıyorsunuz, içerideki her alana girebileceğiniz bileklik takıyorlar. Ayrıca çocuklara bir pasaport veriyorlar, pasaportun içinde on farklı sayfada on farklı etkinlik alanının ismi geçiyor. Çocuklar o alanlara giriş yapıp içerideki aktivitelere katılıp tamamlayınca içerideki elfler tarafından pasaportun üzerine yıldız yapıştırııyor. Her etkinlik alanına gidilince hem her oyun deneyimlenmiş hem de pasaporttaki yıldızlar tamamlamış oluyor.


 

 Bu on farklı etkinliği aşağıda listeledim;

Noel Baba'nın Sarayı: Girişte bizi çok tatlı bir elf karşılayıp Noel Baba'nın yanına kadar götürdü. Onunla biraz sohbet edip birbirimize iyi dileklerde bulunup fotoğraf çektik.

Postane: Çocukların Noel Baba'ya mektup yazıp postaladığı yer. Mektubu yazıp zarfa koyduktan sonra görevliye verince buradan da yıldızı kaptık.

Cine-Factory: Çocukların kendi kahramanlarını çizip bir projeksiyon yardımıyla beyaz perdede canlandığını gördükleri dijital bir yaratıcılık alanı. Biz de geyiğimizi boyayıp teslim edince ekranda koştuğunu izledik. Hop, bir yıldız daha.

Elf Okulu: Burası bir masal anlatısı alanıydı ve Yunanca olduğu için dinleyemedik ancak bize yine de yıldız vererek misafirperverlik gösterdi elf komşi:)

Elflerin Karanlık Bahçesi: Ellerinde fenerlerle, sadece ışık tutulduğunda görünen gizli sembolleri takip ettikleri bir labirent.

Duyusal Oyun Alanı: Yine dil farkından yönlendirmeleri anlamadığımız için katılamayıp yabancı kontenjanından yıldızı kaptığımız bir alan.

Noel Gelenekleri Galerisi: Bu bildiğiniz yüz boyama. Ama yüzünüzü bir elf boyuyor ve bundan sonrasına yüzünüzde kocaman parlak tatlı bir resimle devam ediyorsunuz.

Elf Sanat Galerisi: Sanat Galerisi demişler tabii bu biraz iddiali, isteyen özgün resim çiziyor isteyen boyama yapıyor. Eserini teslim eden yıldızı alıyor.

Elf Salonu: Dünyanın dört bir yanından gelen ritimlerle dans ettikleri, müziğin evrensel dilini konuştukları bir hareket alanı. Herkes ayrı telden dans etse de ya da belki tam da öyle olduğu için çok eğlenceliydi gerçekten.

Asteropasta Tatlıcısı: "Işık" adını verdikleri yenilebilir simler veya parlak pasta süsleriyle hazırlanan yıldız şekilli hamur işlerinin üzerine çocuklar tarafından da bazı ufak rötuşlar yapılıyor, kendi tatlısını yapana - bravo - yıldız var.

Yukarıda saydığım tüm bu alanların dışında açık alanda jetonla binebileceğiniz lunapark oyuncakları ve yiyecek içecek standları var, genellikle fast food, şekerleme, bira, sıcak şarap ve meşrubat servis ediyorlar. 

Christmas Factory Athens (Atina Noel Fabrikası) linkini şuraya bırakıyorum.

Atina Meydanları / Cadde ve Sokakları

En ünlü ve şehrin merkezi sayılan Syntagma Meydanı devasa yılbaşı ağacı ve onun ışıl ışıl cazibesiyle etrafını hep kalabalıkla dolduruyor, fotoğraf çekinenler, sokak müzisyenleri, dans edenler, çocuklar için kostümle dolaşan figürler ne zaman geçtiysek oradaydı. Meydanın etrafındaki otellerin ve merdivenlerin sonunda yer alan Parlamento Binası da ışıklandırılınca bir bütün halde harika bir görüntü oluşturuyor. 


Ama aslında bunun dışında bir şey de yok. İlk gördüğünüzde hissettiğiniz o "ay muhteşem" hissi, o bölgeden gelip geçtikçe - aktivite de olmadığından- cazibesini kaybetmeye başlıyor. 
Syntagma'dan karşıya geçip Ermou Caddesi'ne giriş yapıyoruz. Yani Taksim Meydanı'ndan İstiklal'e girmişiz gibi. Burası upuzun ve her yanı mağazalar ve cafelerle dolu bir yürüyüş alanı, araç girişi yok. Yolun diğer ucu Monastiraki Meydanı'na çıkarıyor bizi. Bu yol boyunca tüm ara sokaklara girip çıkıp keşfetmek çok keyifli, hava da yüzümüze güldüğü için ne üşüdük ne terledik. Şehrin kalbini bu kısımlar oluşturuyor. Little Kook'a da Monastiraki tarafından gidiliyor, Psirri'ye doğru ilerlerken zaten birden kendinizi o sokağın içinde buluyorsunuz.

Yürürken adını anımsayamadığım pek çok meydandan geçtik, insanların kendi halindeliği, selamlaşmaları, öfkesizlikleri, acele etmeden hareket etmeleri ve sanki bizim 90'lı yılları onların bugün yaşıyormuş halleri beni biraz da derinden yaraladı. Her şey o yıllardaki gibi kalsaymış keşke bizde de.

Neyse içimizi döktüysek Plaka tarafında geçelim, Akropolis'in hemen dibindeki bu mahalle de çok turistik bir bölge, ünlü merdivenli sokaklar da burada yer alıyor.  (Mnisikleous Merdivenleri)

Ayrıca bu bölgede dolaşırken çok tatlı cafe ve restoranların yanı sıra her sokağın sonunda ışıl ışıl Akropolis'i görmek de ayrı bir keyif.

Plaka'dan geçerken Lisikrat Anıtı'nı da görün (Diyojen Feneri olarak da biliniyor ve antik dönemden günümüze kadar en bozulmadan gelmiş eserlerden)


Gündüz Gözüyle - Must Do Yerler

Pek tabii ki Akropolis sabah gözümüzü açıp kendimizi bulduğumuz ilk yer. İnşa edildiği dönemi bilerek baktığınızda sütunlar gözümde daha da devleşti. Şehrin en tepesine kurulan bu bölgeden neredeyse tüm Atina'yı yukarıdan görebiliyorsunuz. Şhir ne kadar ılıksa burası da o kadar serin ve durmaksızın esiyor.

Akropolisin kelime anlamı da yukarıdaki, yüksekteki şehirmiş.

Akropolis, binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan etkileyici bir tarih hazinesi. Antik Yunan’ın en önemli yapıları burada bulunuyor; özellikle Parthenon tapınağı Akropolis’in simgesi. Tepeden bakıldığında hem tarih hem de şehir manzarası insanı gerçekten büyülüyor.

Akropolis, Antik Yunan’da tanrılara adanmış kutsal bir alan olarak inşa edilmiş. Özellikle Athena’ya duyulan saygının bir göstergesiymiş. Aynı zamanda şehri simgeleyen bir güç ve koruma noktası olarak görülüyormuş. 





Zappeion, Atina’da modern Yunanistan’ın simgelerinden biri. 19. yüzyılda, ilk modern Olimpiyat Oyunları için inşa edilmiş. Bugün sergiler, etkinlikler ve buluşmalar için kullanılan zarif bir yapı.

Zappeion’un hemen karşısında, dünyadaki ilk modern Olimpiyat Stadyumu olan Panathenaic Stadyumu yer alıyor. Tamamı mermerden yapılmış bu stadyum, 1896 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmış.


Ulusal Kütüphane’nin bulunduğu Panepistimiou Caddesi, Atina’nın en etkileyici noktalarından biri çünkü bu cadde üzerinde Ulusal Kütüphane, Atina Üniversitesi ve Akademi binası yan yana duruyor. “Atina Üçlemesi” olarak bilinen bu yapılar, şehrin kültür, eğitim ve bilime verdiği önemi yansıtıyor. Hepsi de mimarileriyle bizi hayran bıraktı.

 


























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder