Bazen bir
şarkı insanın hayatına öyle bir giriyor ki, nereden başladığını tam
hatırlamıyorsun ama bıraktığı izi, duyguyu çok iyi biliyorsun. Benim Oi Va Voi
sevgim de böyle başladı.
Tam zamanı
hatırlamasam da yıllar önce, bir gün bir şekilde Ladino Song’u dinledim (Bu
noktada @gingersinem’e özel teşekkür şart.) Şarkının o tuhaf şekilde tanıdık
ama bir o kadar da “başka yerden” gelen ruhu beni anında içine çekmişti. Hani
bazı melodiler vardır, sanki senden önce de senden sonrasında da hep var
olacakmış gibi hissedersin—işte tam öyle bir şeydi.
Sonra klasik
merak: “Kim bunlar?” diye girilen o küçük araştırma… ve yavaş yavaş gelen
bağımlılık. Fark ettim ki ben artık “arada dinleyen” biri değilim, baya baya
bir Oi Va Voi sever olmuşum. Şarkıları playlist’lere serpiştirilen değil,
direkt ruh halini belirleyen cinsten.
Ve derkeenn…
o şarkıların sahiplerini ilk kez canlı dinledik bu akşam. (yazın da Bursa’ya
gelmişlerdi ve ben burada değilim diye ciddi anlamda üzülmüştüm)
Sahneye
çıktıkları an anladım ki onların olayı sadece müzik değil. Uyum ve samimiyet. Gerçekten
“çalan” bir grup izlemiyorsun; birlikte nefes alan, eğlenen, anın tadını
çıkaran bir topluluğun parçası oluyorsun. Neredeyse hepsi aynı anda hem
söylüyor hem birden fazla enstrüman çalıyor—ama bu asla bir “gösteri” gibi
hissettirmiyor. Aksine, o kadar doğal ve içten ki, sanki prova odasına
yanlışlıkla girmişsin de onları izliyormuşsun gibi.
Tarzlarını
tanımlamak ayrı bir konu; gerçekten bir kategoriye koymak zor. İçinde biraz
Yahudi ezgileri var, biraz Balkan dokusu, yer yer caz, yer yer rock, hatta bir
yerden sonra pop bile. Ama hiçbirine tam olarak ait değil. Belki de bu yüzden
bu kadar çekici. Çünkü aslında biraz hepimizin müzik zevki gibi: karışık, moduna
göre ve her telden.
Konserde en
çok hoşuma giden şeylerden biri de aralarındaki iletişimdi. Gülerek, bakışarak,
birbirlerinin enerjisini yükselterek çaldılar. O sahneye “performans”
koymadılar, resmen sahnede yaşadılar. Ve biz de o anın içine çekildik. Bütün salon.
Parça isteyen de çoktu eşlik eden de. Yalnız değilmişim.
Şunu fark
ettim: Hepimizin telefonunda birbirinden alakasız gibi duran, tür tür, dil dil
uzayan çalma listeleri vardır ya… İşte Oi Va Voi tam olarak onun vücut bulmuş
hali gibi. Belki bu yüzden bu kadar tanıdık, bu kadar içe işleyen bir his
bırakıyor.
Eğer hiç
dinlemediyseniz, kesinlikle bir şans verin. Hatta mümkünse sadece kulaklıkla
değil, gerçekten zaman ayırarak bağır çağır dinleyin. Ve küçük bir öneri:
Ladino’dan sonra mutlaka “Yesterday’s Mistakes”e geçin. Özellikle girişteki o
erkek vokal (Steve Levi)...muazzam.
Bonus bilgi: “Oi Va Voi” aslında Yidiş dilinde “Oh my God” gibi bir anlama geliyor. Grup da Londra çıkışlı. Ama müzikleri tek bir şehre, tek bir kültüre ait gibi, biraz dünyanın her yerinden, biraz içimizden, ruhumuzdan.
Yorumlar
Yorum Gönder