27 Temmuz 2010 Salı

Cildinize Bunları Yapmayın

En takıntılı olduğumuz şeylerden biri de cildimizin güzel görünmesi. Tabii güzel görünmesi sadece istemekle olmuyor, temizlik ve bakım da gerekiyor. Ancak cilt bakımı da özen ve istikrar istiyor. Neler doğru neler yanlış bilmek lazım. Bu konuda kafamıza göre hareket edemeyiz. İşte size bazı uzman önerileri:

Hata 1: Siz sigara içmiyorsunuz ama içen arkadaşlarınızla vakit geçiriyorsunuz. Bir başkasının sigarasından çıkmasına rağmen, sigara dumanı cildinizi mahveder. Sigara dumanındaki kimyasallar (karbon monoksit, katran, nikotin v.b.) direkt gözeneklerinize işler. Bu toksinler vücudunuzun hücreleriyle temas ettiğinde ise, cildinize yumuşaklık veren ve direnç kazandıran yapıyı bozup, erken yaşlanmayı tetikler. Ayrıca cildin kendi kendini yenileme özelliğine de zarar verir. Sigarasız ortamlarda kalmaya çalışın ama kendinizi bir duman bulutunun ortasında bulursanız da, içenlerden mümkün olduğu kadar uzak durun ve iyi havalandırılan yerlere yönelin (teraslı ya da dışarıda oturulabilen bar ya da restoranlar). Eve dönünce de duşa girip saçınızla cildinize bulaşmış artıkları çıkarın. Hemen ardından da, C ve E vitaminleri içeren antioksidan özellikli bir nemlendirici kullanın.


Hata 2: Tatile çıkmadan önce birkaç kez solaryuma giriyorsunuz. Hoş bir bronzluk için ilk temelleri atıyor olabilirsiniz ama cildinize verdiğiniz hasar plajda yaşayabileceğiniz herhangi bir yanığa eşit, hatta daha da fazladır. En yeni modellerinin yaydığı UVA radyasyonu güneşin yaydığından 15 kat daha fazla. Bu aslında sizi yakmaz ama derinizden derinlere işleyerek dokulara ve hücrelere zarar verir ki bu da cilt kanseri riskinizi arttırır. Bir araştırma sonucuna göre; düzenli bir şekilde solaryuma girmenin, melanoma (cilt kanserinin en ölümcül türlerinden biri) yakalanma ihtimalini yüzde 55 arttırdığı belirlenmiş. 20-29 yaş arası kadınlarda melanom olasılığı, yapay güneşlenme tekniklerini kullanmayanlara göre yüzde 158 daha fazla bulunmuş.

Hata 3: Cildinize her gün, hatta bazen günde iki kez peeling işlemi yapıyorsunuz. Evet, ölü hücrelerin atılmasını sağladığı için yararlı olabilir. Ancak fazlası, kesinlikle yarar sağlamak yerine zarar verir. Pek çok kadın baştan aşağa keselenir, gün içinde kimyasal bir dökücü olan alfa hidroksi asitlerini (AHA) içeren losyon kullanır ve gece de retinoid gibi dökücüleri içeren kremler sürer. Tüm bunlar, tek bir günde üç ayrı soyma işlemi demektir. Bu da cilde zarar verir. Çünkü bu işlemler, cildin doğal koruyucu lipid yağ bariyerini ortadan kaldırır ve cildin doğal yapısını bozar. Kendinize günde en fazla iki metodu kullanacak şekilde sınır koyun. Aynı günde hem peeling etkisi gösteren bir krem hem kese hem de retinoidleri kullanmayın ve kullandıklarınızın da içeriklerini mutlaka inceleyin. Yüzünüz için aşırı ovalama gerektirmeden ölü hücrelerin atılmasını sağlayan ve AHA içeren bir temizleyici kullanın. Ardından ölü hücreleri dökücü içeriğe sahip bir gece veya gündüz nemlendiricisi (ama her ikisini değil) edinin. Haftada bir olarak da, sakinleştirici jojoba özleri içeren bir temizleyiciyle cildinizi rahatlatın.


Hata 4: Bacaklarınızı tıraş ederken tıraş kremi yerine, sabun ya da vücut şampuanı kullanıyorsunuz. Tıraş jelleri ya da kremleri, jilete üstünde kayabileceği pürüzsüz bir yüzey sağlayarak cildin kızarmasını ve minik kesikler oluşmasını engeller.
Pek çok sabunun etiketinde “nemlendiricidir” yazmasına rağmen, sabunlar cildi tıraş esnasında korumazlar bu yüzden de tıraş sonrasında bacaklarınız pul pul görünebilir. Mutlaka kadınlara özel bir tıraş kremi kullanın ama sakın bir erkek tıraş kremi kullanmayın. Kadın traş kremleri cildi dinlendiren ve nemlendiren; cildi pullanma ve yara bereye karşı koruyan bitkisel özler içerir. Eğer acil bir durumda kalırsanız tıraş kremi yerine saç kremi kullanabilirsiniz. O bile bacağınızı eski klasik sabununuzdan daha iyi koruyacak ve cildinizin nem dengesini bozmayacaktır.


Hata 5: Çenenizdeki o kocaman sivilceyi fark ettiğiniz an kendinizi tutamıyor ve sıkıyorsunuz. Dermatologlar hep bundan bahseder; sivilceleri patlatmak uzun vadede daha büyük sıkıntılara ve izlere yol açar. Sivilcenizi sıktığınızda, gözeneği tıkayan her ne ise dışarı çıkar ama büyük kısmı içerde, cildin altında kalır. Ama nedense her seferinde yine de sivilcenizi sıkmak, çirkin bir soruna güzel bir çözüm gibi gelir. Bunu yine de yapacaksanız, en azından doğru yöntemle yapın. Öncelikle sivilce ve siyah noktalar için özel tasarlanan metal çubuklardan birini alın. Aleti ve sivilceyi alkol ile silin. Ardından çıkıntıyı yumuşatmak için ılık bir kompres uygulayın (ıslak bir bez gibi). En sonunda çıkarıcı aletin deliği ile sivilceyi aynı hizaya getirin ve tam aşağıya doğru ittirin. Bu yöntemi sadece ucu görünen sivilceler ve siyah noktalarda kullanın. Derin kistlerde kullanmanız onları daha kötü hale getirecektir. Ama her zaman için en iyisi; bir dermatoloğa gidin ve o büyük sivilceyi uzmanın ellerine bırakın, bu sayede bir kaç saat içinde kaybolabilirler. Bir başka sivilceyle savaş yöntemi de yeni bir cihaz. Zeno adındaki bu cihaz pille çalışıyor ve ısı terapisi yöntemi ile sivilcedeki bakteri faaliyetini bitirip, beyaz uçlu sivilceye dönüşmesini engelliyor.


Hata 6: Hamile olduğunuzu bildiğiniz halde cilt bakım rutininizi değiştirmiyorsunuz.
Montclair, New Jersey’de dermatoloji uzmanı ve Shape dergisi uzman kurulu üyesi Jeanine Downie’nin ciddi bir uyarısı var: “Hamile olmayanlar için zararsız olan pek çok cilt bakım malzemesi fetüse zarar verebilir.”
Bilinen ve sürekli kullanılan anti-aging ve akne bileşenleri, kırışıklara karşı kullanılan retinol ve aknelere karşı uygulanan benzoil peroksid gibi maddeler hamile kadınlar için güvenli bulunmuyor. Hamile kalmaya karar verdikten sonra ürünlerinizin içeriklerini okumaya başlayın. Hamilelik esnasında kullanımları güvenli olan meyve özlü ya da laktik (süt özlü] ürünleri tercih edin.


Hata 7: Makyaj fırçalarınızı nadiren temizliyorsunuz. Bir tek siz kullanıyorsanız neden uğraşacaksınız ki?
Fırçalar, zamanla tam bir bakteri yuvası olabilir. Fırçayı temizlemezseniz, bakteri birikimi direkt cildinize geri döner. Bütün o bakteriler hastalıklara yol açabilecek şekilde gözeneklere yerleşebilir.
Bunun yanı sıra kirli fırçalar makyaj malzemesini kolaylıkla alamaz ve fırça, kılları birbirlerinin üstüne yığıldığından makyajınızda lekelere yol açar.

16 Temmuz 2010 Cuma

Motive Olasım Var

Facebook'ta denk geldiğim güzel bir paylaşım yine... Evet dedim tam karar verip ertesi gün vazgeçtiğimiz cinsten öneriler. Burada yayınlamazsam olmazdı. Kim bilir belki bunu başarabilen kadınlar da vardır. İşte, bizi gaza getirebilme ihtimalini sevdiğim o cümleler;

"82 YAŞINDAKİ BETÜL MARDİN'DEN KADINLARA ÖGÜTLER" başlığı altındaki alıntı:

1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.

2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!


7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesele benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8. Olumlu olacaksın.

9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!!








11 Temmuz 2010 Pazar

Önce Kendini Tanı | Osho


Bir arkadaşımdan e-mail ile geldi bu yazı. Önce diğerleri gibi sıradan bir forward mail zannettim, yine de göz attım. İlişkilerden bahsediyordu. Ama baştan sona bi çırpıda okudum. Evet, dedim. Bu açıdan hiç düşünmemiştim. Hep karşıdan bekleriz ya hani her şeyi, iki taraf için de geçerli olduğunu hatırlattı bana yeniden. Hep bir ağızdan deriz ya" özveri şart" diye, bunun için de 'olmak' gerekiyormuş, verebilecek kadar dolu olmak...

İşte o yazı:

"Eğer biriyle ilişki kuracak olursan, eninde sonunda boş olduğun ortaya çıkacak korkusu ve içsel bir boşluk var. Bu yüzden insanlarla aranda bir mesafe bırakmak daha güvenli geliyor; en azından böylece olmuş gibi yapabilirsin. Olmadın. Daha doğmadın bile, sen sadece bir fırsatsın. Henüz tamamlanmış değilsin; sadece iki tamamlanmış insan ilişki kurabilir.
İlişki kurmak hayattaki en önemli şeylerden biridir. İlişki kurmak, sevmek demektir; ilişki kurmak, paylaşmak demektir. Ama paylaşmandan önce, mutlaka sahip olmalısın. Ve sevmeden önce mutlaka sevgi dolu olman, sevgiyle dolup taşman gerek. İki tohum birbiri ile ilişki kuramaz, onlar kapalıdır. İki çiçek ilişki kurabilir; onlar açıktır, birbirlerine kokularını gönderebilirler, aynı güneşte ve aynı rüzgârda dans edebilirler, birbirleriyle konuşabilirler, fısıldaşabilirler. Ama iki tohum için bu mümkün değildir. Tohumlar tamamen kapalıdır, penceresizdir; nasıl ilişki kurulsun? Ve durum işte budur. İnsan bir tohum olarak doğar; bir çiçeğe dönüşebilir, dönüşmeyebilir de. Bunlar hep sana bağlı, kendinle ne yaptığına bağlı; hepsi senin büyüyüp büyümeyeceğine bağlı. Bu senin seçimin ve her an seçimle yüz yüze gelinmeli; her an yolların kesiştiği yerdesin. Milyonlarca insan büyümemeye karar verir. Onlar tohum kalır; onlar potansiyel olarak kalır, asla gerçekliğe dönüşmezler. Kendini fark etmenin ne olduğunu bilmezler, kendini gerçekleştirmenin ne olduğunu bilmezler, var olmakla ilgili hiçbir şey bilmezler. Tamamen boş yaşar, tamamen boş ölürler. Nasıl ilişki kurabilirler? Kendini — çıplaklığını, çirkinliğini, boşluğunu — daha güvenli bir şekilde ifade etmek, bir mesafeyi korumak gibi duruyor. Sevgililer bile mesafeyi korur; onlar ancak bu kadar gelmişlerdir ve geri dönecekleri zamanı kollamak için tetikte beklerler. Sınırları vardır; sınırları asla aşmazlar, sınırlarına hapsolmuş olarak kalırlar.
Evet, bir tür ilişki var ama bu, ilişki kurmakla ilgili değil, sahip olmakla ilgilidir. Koca karısına sahiptir, karı kocasına sahiptir, ebeveynler çocuklarına sahiptir ve falan filan. Ama sahip olmak ilişki kurmak değildir. Aslında sahip olmak ilişki kurma ihtimallerinin hepsini ortadan kaldırır. Eğer ilişki kurarsan, saygı duyarsın; sahip olamazsın. Eğer ilişki kurarsan, büyük saygı vardır. Eğer ilişki kurarsan, derin samimiyetle, çok yakına, çok çok yakına gelirsin, üst üste binersin. Yine de diğerinin özgürlüğü engellenmez, yine de diğeri bağımsız bir kişi olarak kalır. İlişki ben-sen şeklindedir, ben-o şeklinde değil; üst üste gelen, birbirinin içine işleyen ama bir bakıma bağımsız.
Halil Cibran şöyle der: “Aynı çatıyı destekleyen iki sütun gibi olun ama diğerini sahiplenmeye başlamayın, diğerini özgür bırakın. Aynı çatıyı destekleyin. Bu çatı sevgidir.” İki sevgili görünmez bir şeyi ve son derece değerli bir şeyi destekler: var olmanın kayda değer şiiri, varlıklarının en derin dehlizlerinde duyulan hatırı sayılır müzik. Onlar ikisini destekler, uyumu destekler ama yine de bağımsız olarak kalır. Kendilerini diğerine ifşa edebilirler çünkü korku yoktur. Onlar olduklarını bilirler. İçsel güzelliklerini bilirler, içsel parfümlerini bilirler; korku yoktur. Ama normalde korku vardır çünkü senin hiç parfümün yok. Eğer kendini açığa çıkaracak olursan, sadece pis kokacaksın. Kıskançlıklar, nefretler, kızgınlıklar, şehvet kokacaksın. Sevginin, duanın, merhametin parfümüne sahip değilsin. Milyonlarca insan tohum kalmaya karar verdi. Neden? Çiçeğe dönüşebilecekken ve ayrıca rüzgârda ve güneşte ve ayda dans edebilecekken, neden tohum kalmaya karar verdiler? Onların kararında bir şey var; tohum çiçekten daha güvenlidir. Çiçek narin, tohum narin değil. Tohum daha güçlü gözüküyor. Çiçek çok kolayca yok edilebilir; sadece güçlü bir rüzgâr ve yapraklar uçuşacaktır. Tohum, rüzgâr tarafından kolayca yok edilemez, tohum çok korunaklı, güvende. Çiçek açıkta; o kadar narin bir şey ve o kadar çok tehlikeye maruz kalıyor ki, güçlü bir rüzgâr gelebilir, bardaktan boşanır gibi yağmur yağabilir, güneş çok sıcak olabilir, aptal bir adam çiçeği koparabilir. Çiçeğin başına herhangi bir şey gelebilir, çiçeğin başına her şey gelebilir, çiçek sürekli olarak tehlikede. Ama tohum güvende; bu yüzden milyonlarca insan tohum kalmaya karar verir. Oysa tohum kalmak ölü kalmaktır, tohum kalmak hiç yaşamamaktır. Güvenli bir durumdur kesinlikle ama bunda hiç hayat yok. Ölüm güvenlidir, hayat güvencesizliktir. Gerçekten yaşamak isteyen kişi tehlike içinde, sürekli tehlike içinde yaşamalı. Gerçekten zirvelere ulaşmak isteyen kişi, kaybolma riskini göze almak zorunda. Gerçekten en yüksek tepelere tırmanmak isteyen kişi, bir yerlerden düşme, aşağı kayma riskini göze almak zorunda. Büyüme arzusu ne kadar büyükse, daha ve daha çok tehlike kabul edilmek zorunda. Gerçek insan, tehlikeyi tam da kendi yaşam tarzı olarak, kendisinin büyüyeceği iklim olarak kabul eder. Soruyorsun: “Neden ilişki kurmak çok zor?” Zor, çünkü daha olmadın. Önce ol. Geri kalan her şey ancak ondan sonra mümkün: Önce ol."

Osho-Önce kendini tanı(mini kitaplar)