Frappucinoları, smoothieleri, ice tealeri artık tercih etmiyoruz, çünkü derece düştükçe ısınma ihtiyacımız artıyor ve gözlerimiz o sıcacık, mis gibi kokan kahvemizi arıyor. Ve de şu bir gerçek ki, yağmur yağarken arkadaşlarla kahve içmek de paha biçilemez!!! Evde, işte, sabah uyanmaya çalışırken, akşam dinlenirken, sohbet ederken, yalnız kalındığında, yemekten sonra ya da çikolatamızı yerken bizim biricik sadık dostumuz hep kahvemiz oluyor şu mevsimlerde.
***
Sabah ilk aradığım, kokusunu duyunca mutlu olduğum, rengi gözümü okşayan, her farklı ortam için farklı sertlikte, farklı tatlarda birçok çeşidi olan, içimi ısıtan, dinlediğim müziği ayrı bir tada dönüştüren, muhabbeti koyulaştıran, beni günlük koşuşturmalardan kaçırabilen, annemden anneannemden kalmış bir alışkanlık, kırk yıllık hatrı olan bir dost. Daha adını duyunca canınızın çekeceğinden eminim.
Eğer bunu okuyorsanız hemen kendinize bir güzellik yapın, kocaman bir kupa dolusu kahveyi alın camdan dünyayı seyredin. Gündüz okula gidip gelen çocukları, işe gidenleri, trafiği, alışveriş yapanları izleyin; akşam ise en uzak noktadaki milyonlarca minik şehir ışıklarını. Arka planda da Edith Piaf çalarsanız bana çok teşekkür edeceksiniz.
Ama elbette ki kahve bir bahane, amacımız her zaman küçük şeylerden mutlu olmak, kendimize küçük fırsatlar yaratmak bunun için. Benimki küçük şirin bir tavsiye birkaç huzurlu saat geçirmek adına. Hepimize afiyet olsun:)

