Beklemede olduğun anlarda geçmeyen, mutluyken elinden akıp giden ve tutamadığındır.
Sana hep zıt gidendir zaman. Sıkıntılı olduğunda daha da yavaşlayandır, ağırlığını üzerinde hissettirendir. Uzadıkça uzar sen o saniyelerden kurtulmak istediğinde. Ters etki yapar hep. Mutsuz anlarda saniyelerini, kırıntılarını saatler gibi hissettirir sana. Üstüne koca bir yığın atmışçasına...
Oysa ayakların yerden kesildiğinde saatler geçse bile saniyelik tadı bırakır sende. Kıskançtır çünkü zaman. Senden hep almak ister. Her saniye eksiltir seni. Bu yüzden geçiştirir mutlu anlarını, anlamazsın.
Zaman neymiş biliyor musun?
Anneni daha iyi anlamakmış. Annenin ise anlam veremediğin, saçma bulduğun o davranışlarının -itiraf edemesen de- artık genç olmamasından kaynaklandığıymış.
"Bana olmaz" ya da "Benim başıma gelmez" dediklerinin bir bir başına gelmesiymiş zaman.
Büyümek sözcüğünün, yalnızca bir sözcük olmaktan çıktığını anlamanmış.
Damak zevkinin değişmesiymiş.
Körü körüne güvenmekten vazgeçip sabretmeyi öğrenmekmiş.
Zaman, sen hala kendini çocuk zannederken ve hala karşındakinin masumiyetini anlamasını beklerken sana artık bir kadın gibi davrandıklarını farketmenmiş.
Aynaya baktığında değişen yüzünmüş zaman.
İnsanların sana hitabının değiştiğinde nasıl davranacağını bilememekmiş.
Yoldan geçen koca bir delikanlının sana "abla" diye seslenmesi ve o minik kardeşinin minicik bıraktığın okul arkadaşının olmasıymış.
Babanın omuzlarının yavaş yavaş çökmesiymiş zaman.
Sorumlulukların artmasıymış.
Bütün bunları görüp elinden bir şeyin gelmemesiymiş.
Ve en önemlisi zaman neymiş biliyor musun?
Geriye dönüp dönüp iç çekmekmiş sadece. Çocukken genç olmayı hayal ettiğini, gençken üniversiteyi kazanıp şehir dışına kaçmayı istediğini, üniversitede öğrencilikten kurtulma arzusunu hatırlamakmış. Ve o şikayet ettiğin zamanlara geri dönmek istemekmiş. Ama dönememekmiş.
Zaman şu andan ibaretmiş. Bu yazıyı okuduğun şu saniyelerden... Sana yaptığı çağrışımlardan.
Yenmen gerekenmiş zaman.
"Bana olmaz" ya da "Benim başıma gelmez" dediklerinin bir bir başına gelmesiymiş zaman.
Büyümek sözcüğünün, yalnızca bir sözcük olmaktan çıktığını anlamanmış.
Damak zevkinin değişmesiymiş.
Körü körüne güvenmekten vazgeçip sabretmeyi öğrenmekmiş.
Zaman, sen hala kendini çocuk zannederken ve hala karşındakinin masumiyetini anlamasını beklerken sana artık bir kadın gibi davrandıklarını farketmenmiş.
Aynaya baktığında değişen yüzünmüş zaman.
İnsanların sana hitabının değiştiğinde nasıl davranacağını bilememekmiş.
Yoldan geçen koca bir delikanlının sana "abla" diye seslenmesi ve o minik kardeşinin minicik bıraktığın okul arkadaşının olmasıymış.
Babanın omuzlarının yavaş yavaş çökmesiymiş zaman.
Sorumlulukların artmasıymış.
Bütün bunları görüp elinden bir şeyin gelmemesiymiş.
Ve en önemlisi zaman neymiş biliyor musun?
Geriye dönüp dönüp iç çekmekmiş sadece. Çocukken genç olmayı hayal ettiğini, gençken üniversiteyi kazanıp şehir dışına kaçmayı istediğini, üniversitede öğrencilikten kurtulma arzusunu hatırlamakmış. Ve o şikayet ettiğin zamanlara geri dönmek istemekmiş. Ama dönememekmiş.
Zaman şu andan ibaretmiş. Bu yazıyı okuduğun şu saniyelerden... Sana yaptığı çağrışımlardan.
Yenmen gerekenmiş zaman.

Dali arts have such great symbolisms~
YanıtlaSil