28 Nisan 2011 Perşembe

O Bir Melek: Jehan Barbur

Jehan Barbur'u bilir misiniz? Kızıl saçları, yumuşacık sesi, inanılmaz pozitif enerjisi ile koca sahneyi doldurabilen küçük bir melek gibi.

Hani bir şarkıyı ilk dinlediğinizde, alışmadığımızdan mıdır bilmem, çok keyif almayız ya... İkinciye dinlemek biraz zaman alır, öyle çok içimize işlememişse sesin sahibi, ya da sözleri parçanın. Bu tabumu yıkan isimdir Jehan. Seni Seviyorum'u ile özellikle daha ilk dinleyişimde ağlattı beni.
Bir de "öylesine" ve "mamoş" var ki, dinlemelisiniz.




Jehan Barbur - Seni Seviyorum (SS) @Mask Live 24... badotogay

Şunu da okumadan geçmeyin:

soru?

".....insan aklı pek bir med-cezirli....korkutucu geliyor bu bana. insan henüz kendine güven besleyemezken neden başkasına? acıktığını zannedip, önüne bir tabak makarna konduğunda aslında tok olduğunu fark eden bir canlının kendi nefsine sırt dayaması ne kadar doğru olur bilmiyorum. iç güdüsünün içsel bir yanılgıya yenik düşmesi sanırım bizi hayvanlardan ayırıyor. ne beynimiz ne de akıl oyunlarımız. değişken içgüdülerimiz....
    niye kendinden sıkılır insan? varlığını renklendiremediği anlarda nedendir can sıkıntısı? can bedenden sıkılır mı? küçük bir hesaplaşma problemi bence....umarsızlığın arka cebinde bir acil durum çağrısı olduğunu unuttuğumuz günlerde yanlış şeylere sarılıyoruz sanırım. elimizi arka cebimizdeki şişkinliğe atsak hatırlayacağız son şıkkın ilahi kudretini. nasıl öğrenmişsek öyle devam ediyor hayat. öğrendiklerimizden sıkılınca da "kendimizi keşfetmek" kisvesi altında yaldızsız bir yolculuğa çıkıyoruz.  yıldızsız zifiri karanlık bir gecede yol arar gibi, dolandığımızı unutuyoruz. her zaman da aranmıyor bir şeyler!
   aşk mesela...her şeye duyulabilenden bahsediyorum. bir adama, bir kadına değil safi. ne kadarı faydacı bir duygu? Ne kadarı yanılsama? aşkın birbirine denkliği ne kadar az, ne kadar çok? miyadı üzerinde yazan bir konserve kutusu gibi mi...yani en uzunu ton balığı konservesi gibi mi...yaklaşık yedi yıl!?
    sana "en büyük aşkın kimdi?" diye sorsalar ne cevap verirsin mesela? o aşkları yaşarken mi sadece aşık kalıyor insan yoksa evvelden tüketemediği, bir masalın girizgahında çakılı kaldığı hatıraya mı "aşk" diye sarılıyor. bir bilinmezlik ne kadar aşksa, bilinirlik o kadar yavan mı gelir insana?  kaç gün üzülürsün bir ayrılığa? bir ölüye üzüldüğünden daha mı az mesela? ya da bir beraberlik ne kadar berabercedir senin için. yalnızlığı seçmiş bir adamın benci beklentileri midir onu bu hali tercih etmeye iten yoksa artık "zamanı gelmesi" midir zaman çizelgesinin? ya da yalnızlık  nasıl bir yalınlığı ve temazsıszlığı gerektirir. yalnız olmak için yanına almayacağı ilk üç şey nedir insanın?
    "güzel olan her şeyi sevmek" vardır tabirler sözlüğünde; benim hiç anlamadığım kendimde. güzel olan hiçbir şeyi sevemedim ben.  ne çok el değmiştir güzele, güzel yerlere ne çok ayak basılmıştır, güzel sözler sözlüğünün yaprakları ne de yıpratılmıştır.  çirkin bir adam ya da kadın gördüğümde --ki çirkin ne demektir hala bilmiyorum-- gidip kocaman sarılmak istiyorum. ömür boyu sevmek! güzel olan her şeyden korkuyorum; nedenleri öyle uz
un ki!"

http://www.myspace.com/jehanbarbur/blog/495514251



23 Nisan 2011 Cumartesi

Bir Kadın Portresi 2: İdil Biret

İdil Biret’in müziğe olan ilgisi 2 yaşında başladı.Dört yaşında Bach'ın prelüdlerini çalmaya başladı. İlk derslerini Mithat Fenmen'den aldı. 1948 yılında, henüz yedi yaşındayken, 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Biret'in yurt dışında eğitiminin gereksinimlerinin karşılanması için TBMM'ye bir teklif sundu. Bu teklif sonucunda İdil Biret için özel olarak çıkartılan kanunun adı "Harika Çocuklar Kanunu"dur. Bu kanun çerçevesinde eğitimi için ailesiyle birlikte Paris Konservatuarı'na gönderilen Biret, burada 20. yüzyılın önemli pedagoglarından Nadia Boulanger ile çalıştı. 8 yaşında paris radyosunda ilk konserini verdi. Fransız piyanist Alfred Cortot'dan dersler aldı. İdil Biret'ten ömrü boyunca "en değerli öğrencim" olarak söz eden hocası Alman piyanist Wilhelm Kempff, onunla müzikal ilişkisini] hayat boyu sürdürdü. Biret 11 yaşındayken Kempff ile Mozart'ın İki Piyano İçin Konçertosu'nu Paris Champs-Elysees tiyatrosunda çaldı. Zaman zaman Kempff'in Positano'da verdiği master class'lara katıldı. Kempff'in 90. yaşı için düzenlenen konserde çaldı.

 Biret, Paris Ulusal Konservatuarı’nı Yüksek Piyano, Eşlikçilik ve Oda Müziği dallarında birinci olarak bitirdiğinde 15 yaşındaydı. 16 yaşından itibaren çeşitli dünya sahnelerinde yer aldı. Amerika’daki ilk konserini 21 yaşında, Rachmaninoff’un Üçüncü Piyano Konçertosu’nu çalarak Erich Leinsdorf yönetimindeki Boston Filarmoni Orkestrası ile gerçekleştirdi. İlk Rusya turnesini piyanist Emil Gilels’in çağrısı üzerine yaptı ve bu ülkede büyük başarı kazandı. Yıllar içinde bu ülkede yüze yakın konser verdi. Biret beş kıtayı kapsayan konserlerinde Atzmon, Copland, Kempe, Keilberth, Sargent, Monteux, Fournat, Leinsdorf, Pritchard, Scherchen, Rozhdestvensky, Mackerras gibi ünlü şeflerle çaldı; Montreal, Berlin, Montpellier, Nohant, Royan, Dubrovnik, Atina, Ankara ve İstanbul festivallerine katıldı. Boston Symphony, Orchestre National de France, Orchestre Suisse Romande, London Symphony, Leningrad Philarmonic, Leipzig Gewandhaus, Dresden Staatcapelle, Tokyo Philarmonic, Sydney Symphony ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde dünyanın her yerinde konserler verdi.
Kraliçe Elisabeth (Belçika), Van Cliburn (ABD), Busoni (İtalya), Liszt (Almanya) gibi birçok uluslararası piyano yarışmasında jüri üyeliği yapan İdil Biret'in aldığı ödüller arasında "Lili-Boulanger" (Boston), "Harriet Cohen/Dinu Lipatti" (Londra), Polonya hükümetinin "kültür liyakât" ve Fransız hükümetinin "Chevalier de I'Ordre National de Merite" nişanları da bulunmaktadır. İdil Biret, 1971 yılından beri Devlet Sanatçısı'dır.
kaynak: wiki