11 Nisan 2017 Salı

Gönderiver Gitsin


Bu sabah aklıma bizim fakültenin en marjinal hocalarından Armağan Ethemoğlu geldi.
Şu efsane papyonsuz gezmeyen hocamız...
İnanılmaz donanımlı, insanı sıkmayan, gördüğünde gülümseten, okul dışında karşılaştığımızda bile yanımıza gelip selam veren hocamız...
Göstergebilim dersine gelirdi. 4 sene boyunca da girdik derslerine.
***
Hani bazı hocalar vardır ya aradan yıllar geçince ne demek istediklerini anlarsın, unutulmazlar arasına girer.
dipnot: öğrenciyken her şey daha lay lay lomdu, geçelim yeterdi bizim için, oysa şimdi, şu anki algı açıklığımla, şu anki yaşanmışlıklarımla tekrar tekrar, kalacağımı bilsem de, sırf dinlemek için bir daha girerdim derslerine. Bitsin diye dakikaları da saymazdım aksine not tutmadan anlattıklarını kafama kazırdım iyice.
***
Armağan Hoca öyle benim için. Hala ara ara aklıma düşenlerden. İlke doğmadan önce, hamileliğin ikinci trimesterinde bizim çalışma odasını bebek odasına dönüştürürken
okuldan kalan klasörlerimi, notlarımı, yazılarımı bulmuştum. Oturup göz gezdirmiştim hepsine. Onun notlarını tekrar okudum.
Şu cümleleri büyük harflerle yazmışım: "Fazla olan her şeyi ele. Ne olursa olsun. Seni mutsuz eden her kim ya da her ne ise hayatından çıkar. Formül budur. Sen mutsuz olursan üç kişi mutsuz olur, annen, baban , kardeşin."
***
Şöyle bir taktiği vardı; dersleri sohbetle geçerdi, ezberletmezdi, anlatırdı. Sorardı mesela okul bitince ne olacağını. Ama genel bir soru sormazdı, bazı anlara bizi hazırlamak üzere sorardı. O an saçma geliyordu bazı soruları ama inan değilmiş. İlk iş görüşmesinde saç modelin ne olacak, makyaj tonun nasıl olacak, hangi kıyafeti giyeceksin? Bunları şimdiden düşünüp planlayın, sonra vaktiniz olmayabilir dedi. Bazı detaylar aceleye gelmez, önceden hazır olmak gerekir. Orada kendi reklamınızı yapacaksınız, unutmayın. Sizi en iyi ifade edecek olanı seçmelisiniz.
Ne kadar da haklı değil mi?

Sınavlarına çalışılmazdı, sınavda bize bir text verir, içinden o metne ait en önemli 10 kelimeyi bulmamızı, sonra da o 10 kelime içinden en önemli 3 kelimeyi bulup yazmamızı isterdi. İşte asıl mesaj burada bence. O üç kelime metinde olmazsa olmaz kelimeler olmalıydı, çıkarırsan bütünlüğü bozacak, sadece o üç kelimeyi verdiğinde ise sana tüm metni çağrıştırabilecek, anlatabilecek 3 gerekli ve önemli kelime.

Derste de hep şunu derdi, hayatınızdan fazla olan her şeyi çıkarın.
***
Anne olduktan sonra bu fikri daha çok özümsedim. Basit bir minimalizm söylemi değil, instagramda paylaşılan afili bir "less is more" postu değil, gerçekten hayatının kalitesini arttıracak bir felsefe bu.

Ben artık şundan çekinmiyorum, içimdeki bazı kabukları kırdım.


Ay onu daha yeni almıştık, lazım olur, kenarda dursun. 
Hayır durmadı. O elbiseyi o gazla almıştım ve biliyorum giymeyeceğimi. Evet, yeni. Dolabı sıkıştırıyordu. Verdim onu. Pişman değilim, hafifledim.

Ay şunu da bilmem nereye çağıralım çok ayıp olur, bak çok yakın bla blamız. Hayır, çağırmadım. Bazı yüzleri görmek istemiyorum. Halaymış teyzeymiş sıfatın ne önemi var? Bazı bakışlar iyi niyetli değil. Beni huzursuz edecek. Yokluğu kayıp mı? Değil. Huzurumun yokluğu kayıp mı? Büyük kayıp. Çorap söküğü gibi sevdiklerime de bulaştırıyorum üstelik. Onları bilmiyorum ama kendime ayıp etmedim. Bencillik değil bu. Tercih.

Bu eşyaları ayıklama konusunda ciddi ilerleme kaydedince ,sonradan ihtiyacım olmayanı ve kullanacağımdan emin olmadığım şeyleri de almamaya başladım. O ayıklama sahneleri gözümün önüne geldi. Sırf indirimde diye giymeyeceğim bir kıyafet almadım bir daha, ambalajını veya içeriğini beğendim diye kozmetik ürünü almadım, daha sonra hangi dolaba kaldırsam diye yer arayacağım bir dekoratif obje de almadım. Elemeyi ayıklamayı baştan yapınca sonra çıkarmak da gerekmiyor.

Hayır demek yine zor, ama bunun yolları olduğunu öğrendim. Sırf kırmamak adına söz verdiğim ve benim için iş kalabalığı yaratacak yükleri üzerime almamaya başladım. (hayır demek de kırmak demek değildir, halinden anlamayan da kırılmış kırılmamış, onu da elemelisin) Hayır demedim ama kibarca reddettim, mesela başka bir durumdan yapamayacağımı söyledim. Bu benim için büyük bir adım oldu. Bu da kelimeler ve duruşla ilgili bir ayıklanma oldu.

Ve bu tip bir durumla her karşılaştığımda Armağan Hoca düşüyor aklıma. Belki ben bunları yine yapacaktım ama onun söylediği cümleler kulağımda çınlamayacaktı, beynimde yer etmeyen bir düşünce beni yönlendirmeyecekti ve cesaret edemeyecektim belki.
Teşekkürler hocam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder