Farklı bir şekilde bağ kurmuşuzdur, uzaktan izlemişizdir, dinlemişizdir, kurduğu bir cümle bizi etkilemiştir, yazdığı bir yazıyı okumuşuzdur.
İnanmak, sevmek, özlemek, hissetmek, anlamak.... Tam anlamıyla anlatılamadan yaşanan duygular.
"Hadi yeni yıl, hoş gel yeni yıl, umut getir, sevgi getir, barış getir sağlık getir yeni yıl."
Yıllar bir şeyleri getiriyor belki ama daha çok alıyor, daha çok götürüyor aslında. Ya da bu aralar böyle hissediyorum.
Çok çok sevdiğim canımı kaybettim birkaç ay önce, kimseye olduğu gibi ona da konduramadım, ansızın ve sebepsiz gitti, aynı anda hem yanıp hem buz kestim.
Ona dokunmuştum, ona sarılmıştım, onunla uyumuştum, yemek yemiştim, elinde büyümüştüm, hiç gitmeyecekti, gitmek olmazdı; sanki ben çocuktum da o da orta yaşlıydı; ben otuzlarıma o da yetmişlerine gelmemişti gibi şaşırdım. Böyle şeyler bize uzaktı.
O gitti.
Bu fikre alışmaya çalışıyorum.
Geçen hafta Yaşar Usta gitti.
Yetmedi.
Aydın Boysan gitti.
İşte bu noktada bizim yüreklerimiz birleşiyor. Hepimizin sevdiği gitti. Çoğumuzun hiç görmediği, hiç konuşmadığı, hiç dokunmadığı ama sevdiği ve gittiğinde üzüldüğümüz...
Bu kadar sevildiklerini biliyorlar mıydı acaba?
Ne mutludur böyle hatırlanmak, ne mutludur böyle iyi anılmak, ne mutludur hep hatırlanacak olmak, ne mutludur bunca insanda yer etmek, bir hatıra bırakmak, koca bir topluma, her haneye miras bırakabilmek, milyonlarca insanın kafasına replikler bırakıp ayrılmak. Ne mutludur.
Bana, bize de ne mutlu ki biz böyle güzel insanların devrine geldik, biz Hababam Sınıfı ruhunu anlayıp büyüdük, biz Adile Naşit ve Münir Özkul'u hep çocukken evli zannettik ve onlar hepimizin akrabasıydı, evlerinde huzurlu olduğumuz, samimi hissettiğimiz ve o masadaki kardeşlerin arasına sıkışıp oturduğumuz. Bize o duyguyu o güzel insanlar hissettirdi. O 'Gülen Gözlü' masanın etrafından giden kim varsa ruhları şad olsun.
Peki ya dün ne oldu?
Kim gitti biliyor musunuz?
Dolores O'riordan.
Yaaa... Şok..Nasıl yani? Nasıl olur? Elimde telefon boş boş instagrama bakıyordum, hızlı hızlı geçiyordum postları, biri bir parça paylaştı sandım, derken bir fotoğrafı daha, bir tane daha, okudum #RIP yazıyor.
Bazı insanları hiç görmeyiz, hiç dokunmayız. Ama hissederiz.
Farklı bir şekilde bağ kurmuşuzdur, uzaktan izlemişizdir, dinlemişizdir, kurduğu bir cümle bizi etkilemiştir, yazdığı bir yazıyı okumuşuzdur.
Dolores ile aynı ülkede dahi yaşamıyor, aynı dili konuşmuyorduk.
Ama Yaşar Usta nasıl ki çok sevdiğim bir akrabamdı, Dolores de benim lisede sıra arkadaşımdı işte.
Kulağımı memeden kıkırdağa deldirdim. Gitar aldırdım annemlere, kursa gittim, tek tek defterime yazdım şarkılarını, akorlarını, önce onları öğrenmeliydim, anlamalıydım da. Farkında olmadan kelime hazneme neler katmıştı. O bilmiyor. Tanışıyoruz, samimiyiz hatta, fark etmedi.
Platonik aşklarımı düşünüp "Joe" dinledim, kendimi onun sesiyle gaza getirdim, Ankara'ya taşınınca "Ode To My Family" dinleyip anıra anıra ağladım, "Zombie" dışında, "Animal Instinct" dışında parçaları ezbere söylemek çok cool eylemlerdi o zaman, nasıl iştahlı dinledim, öyle coşkulu söyledim. "Do you have to do you have to let it linger"
Ölümün yaşı yok.
Bak buna ne çok şaşırdık. Ne çok... Sadece 46 yaşında.
O buz kesme onda da oldu işte bende.
Bilmiyorum, garip. Dünden beri dinliyorum yine, daha farklı geliyor şimdi dinleyince.
Gerçekten rest in peace.
Bence sizler hayatınızı değil de hayat sizleri kaybetti.

