Pazar akşamı AKKM'de Seyfi Bey'i yani Seyfi Dursunoğlu'nu, kendi yarattığı karakteri Huysuz Virjin olarak, programına çıkmadan hemen önce, kulisinde, Armağan Çağlayan'ın canlandırması ile izledik. Canlandırma demişim, pardon, canlandırmamış. Adeta yaşamış.
Yıllar yılı televizyonda akşamları koltuklarımızda izlediğimiz, her evin neşesi, tanıdık simamız, yılbaşı eğlencemiz, şakalarını ertesi gün birbirimize yaptığımız Huysuz ve Tatlı Virjin'imizin canlandırmasını adeta kendisiymişçesine izledik.
Armağan Çağlayan tiyatrocu değil, bildiğim kadarıyla yapımcı ve avukat. Nasıl bir performans izleyeceğimden pek de emin olmayarak ama sırf Seyfi Beyciğimizi izlemek bana göre bir must-do olduğundan merakla gittim gösteriye. Bunca aktör varken neden kendisinin canlandırdığını ve oyunun ortalarında öğreneceğim bir durumu bilmeden yani. Farklı bir cast arayışı olmayışının ya da kendisinin de oyuncu olmamasına rağmen böyle bir girişimde bulunmasının oldukça derin oldukça özel bir sebebi var. Onu öğrendiğimiz kısımda oyunun seyri değişiyor, ağlama evresi başlıyor zaten. Kendisi de aynı duyguyu yaşadığı için bizlere çok güzel geçirdi hissettiklerini.
Ortak özellikleri yok değil, Pop Star jürisiyken de Armağan Çağlayan en sivri dilli üyeydi, öyle hatırlıyorum. Huysuz'un bu hazırcevaplılığını canlandırdığında asla sırıtmaması ve -yine söylüyorum- yaşayarak oynaması da tesadüf değil. Ayrıca Yıldız Kenter'in sözünü hatırlayalım "Her insan biraz oyuncudur aslında".
Maksadım aslında Armağan Çağlayan oyunculuğunu değerlendirmek değil, çocukluğumun bir sembolünü ve kaybettiğimizde çok üzüldüğüm Huysuz'umuzu anmak ve olduğum tarihten uzaklaşıp onu görmüşçesine izlediğimiz oyundaki verilen duygu patlamasını paylaşmaktı. Onun ağzından onun hikayesini dinledik. Onun mücadelesine, yaşadıklarına, yaşayamayıp içinde kalanlara, yalnızlığına, kırılganlığına şahit olduk. Seyfi ustasının vasiyetini yerine getirdiği için, bizi de buna ortak ettiği için kendisine kocaman ve kalpten teşekkür. Onu bir gün sahnede izleyeceğim de asla aklıma gelmezdi ama o da ayrıca eski bir dostu dinledik hissini verdi oyun haricinde.
"Al bu peruğu, bana bir şey olursa da beni sen oynarsın" sözünü daha içtenlikle yerine getiremezdiniz. Teşekkürler.