Her zamanki denemelerimden biri de yazmak. Self-terapi
denemelerim. Okuyup anlaması gerekenlere yazınca bir şey değişmediğinden, belki
böylesi, belki hiç tanımadığım insanlar tarafından okunuyor olmak daha
rahatlatıcı. Mesaj kaygısız. Çok daha özgür. Doğal. İçimden ne geliyorsa işte.
***
Anlatmak istediğim çok şey var. Anlatmak değil de kusma
isteği gibi. Hani dile getirdiğinde çözümleneceğinden değil de belki de
içindeki zehri atıp ferahlamaya ihtiyaç duyulduğundan.
Fark etmez.
Şu an düzgün cümleler oluşturmak, bir sıra ile ilerlemek,
konular arasında geçiş yapmak ile uğraşamayacağım. Fırtına sırasında uçuşan
yüzlerce nesneler içinden sadece bütün kalmış yaprakları seçip sıralamak kadar
karmaşık ve zor olur bu.
Hepsi uçuşsun, bi noktada toplansın, yığılsın, ortalık
temizlensin, kafamda yer açılsın.
***
Çok özlüyorum.
Sükuneti. Huzuru. Güvenebilmek hissini. Beklentisizliği.
İstemiyorum hiçbir eksiğim yokken hep bir şeyin eksikliğini
hissetmeyi.
Bu eksiklik, eksiğin ne olduğunu bilmeden onu giderme,
boşluğu doldurma güdüsü doğuruyor. Kendimize yetemiyor muyuz acaba? Sevmek ve
sevilmek ihtiyacımızı neden ebeveynler ve arkadaşlar karşılayamıyor sadece? Biz
mi kendimizi şartlandırıyoruz? Yoksa tutku olmazsa olmazımız mı?
O şartlanmalarımı, o kemikleşmiş inadımı kırmak için öyle
savaşıyorum ki kendimle.
***

Devrim yapmak zor. Kendi içinde devrim yapabilmek çok
zor. Zormuş. Kendini ilmek ilmek yeniden işlemek, boşluğu sana acı verecek
herhangi biri ya da bir şey ile doldurmaktan vazgeçmeye karar vermek,
görmezlikten gelmeyi kesip, gerçeğin çıplaklığı ile yüzleşmek ve sırf biraz
daha olgunlaşmak için, sırf bir sonraki boşluğa alışabilmek için bu acıyı
kendine çektirmek zordur. Yanmadan arınma olmaz, arınmadan temizlenmek olmaz,
boşalmak olmaz. Boşalmadan dolmak olmaz. Yenilenmek olmaz. Acımadan devrim
olmaz. Ve bu bir an değil, bir irade eseridir. Süreci olması gerektiği gibi
tamamlayıp sonuç almaktır. Amaca ulaşmaktır.
Benim büyük amacım da artık medet ummamak.
Düşen enerjimi belki de aşkta değil sanatta aramak, işte
güçte aramak. Bunlar o kadar acı vermeyecek kanımca. Ve bekletmeyecekler beni.
Ben neyi ne kadar yaparsam o kadar ilerleyecek. Karşılıksız olmayacak. Ben
sevgimi o tuvale, o kağıda, o tellere vereceğim belki, o emeklerime
işleyeceğim, onlar da bana aşklarını başarı olarak geri verecekler. Ama yanımda
olacaklar, eminim.
Hep hata yaptım.
Beklemek hatası.
Sanki benim sevdiğim biri beni sevmek zorundaymış gibi.
Sanki anneme gülümsemek için ondan bir tebessüm gelmesi
gerekiyormuş gibi.
Sanki babamla bir şeyler paylaşmak için geçmişte onun da
bana bir şeyler vermiş olması gerekiyormuş gibi.
Sanki herkes kendi vicdanından sorumlu değilmiş gibi.
Aptalca.
Ben aşık olduğum adamı bekliyorum diye onun da aynı
sabırsızlığı aynı isteği göstermesini beklemek gibi bir aptallık yaptım.
Aylarca inandım, inandım. İnanmam gereken kendimdi aslında. Dediği doğruydu.
Bunu bilerek seçtim. Şimdi baskıya, kızmaya hakkım yok. İnsanca yaklaşım
beklentisine girmeye de hakkım yok. Aşk yaşıyoruz. Böyle başladı, böyle
gidiyor. Fazlasını bekleme.
Hata yaptım.
Herkes bir mi. Bu boşluk doldurmaca isteğim, büyük bir
makinanın eksik parçasına başka bir aleti uydurma çabası gibi sanki. Zorlanınca
can yakıyor.
Sigarayı bıraktım. Kendi isteğim, kendi irademle.
Ama hata yaptım.
Bana eşlik edecek birilerini bekleyerek. Birileri tarafından
gaza getirilmeyi bekleyerek. Bırakmak için çok zamanlar bir gün belirleyerek
kendime. Anlıktı oysa. Karar verdiğin an bitmiştir.
İstiyorsan olur, istemiyorsan olmaz.
Ya çaba vardır ya bahane. İlham kaynağın da isteğin ya da
isteksizliğin.
İnsanlar konusunda çok hata yaptım. Kendimi çoğu zaman haklı
görerek de hata yaptım, haklı göstererek ya da acımalarını bekleyerek
birilerinin.
İnsani anlamda gerçekten çok da değer taşımayan, ha bu
yanlış anlaşılmasın herkes çok değerlidir, ama benim kriterlerime göre çok
fazla kibirli olan, insanları kategorize eden, birilerini aşağılamaktan zevk
alan, bir selam bile veremeyecek kadar, hatta bence tabiri caizse domuz gibi
olan insanların (bak bu tasvir cümlesinde bile aslında ciddiye alınmaması
gerektiği gayet açıkken) sözlerini ve yaklaşımlarını kafaya taktığım zamanlar
oldu. Onlar yokmuş gibi davranmak ne kadar basitmiş oysa ki.
Ya da cevap verebilmek.
Devrimin aşamaları bunlar.