Anneler ikiye ayrılır:
·
· Anneler
·
· Çalışan anneler
Çalışmayan anne diye bir şey yok çünkü. 7/24 emek, zaman, özen,
koşturmaca, iş güç... Annelik bir iş değil, bundan sonraki hayatınızda
değiştiremeyeceğimiz bir kimlik. Hiçbir şey yapmasak, uyusak bile rüyamızda
çocuğumuzu görüyoruz, yine görüyoruz. Mesai bitmiyor.
O yüzden anneler ve çalışan anneler olarak ikiye ayırdım. Tüm
annelerin bitmek bilmeyen işi, yorgunluğu ve her daim elinde aklında bir
meşguliyeti var.
Profesyonel hayata bir süreliğine veya daimi olarak veda etmiş anneler de
haklı olarak “çalışmayan anne” yakıştırmasına tepki gösteriyorlar, çünkü bütün
gün evde oh la la gibi bir durum söz konusu değil. Anne annedir. Ama ama ama…
Çalışmayan anne diye bir şey olmasa bile çalışan anne diye bir kavram var
ki her gün iliklerime kadar bu sıfatı taşıdığımı hissediyorum. Ve evde olsam
tüm güne yayabileceğim işlerimi, daha da ötesi kızımla geçireceğim vakti, çalışma
saatlerinin bitimiyle uyku vaktine kadar olan zaman zarfına sığdırmak
zorundayım. Korkarım iki grubu ayıran en belirgin özellik bu: vakitsizlik.
Karnın acıktığında doyurmak gerek, tabağı çanağı toplamak gerek, çamaşır
kirlenince yıkamak gerek, çıkarıp asmak, kuruyunca yerleştirmek gerek, çocukla
oynamak gerek. Eve ne kadar yardımcı da gelse “yaşanan ev” de canlı bir
organizma gibi mütemadiyen ilgi istiyor. Ama sen? Sen yoksun. Günde dört saatin
var bunlar için.
***
Her şeyi yapmak istiyorum.
Lakin vakit yok.
Tek biri için bile. Bu aralar çok düşünüyorum bunca koşturma, çalışma,
sinir stres, bir yerlere yetişme ve işleri yetiştirme kaygısı nereye kadar ve
ne için? Bunun ne başı var ne sonu. Vakit bulsan enerjin kalmıyor.
Ve her gün ne kadar farklı görünse de ne kadar da aynı aslında.
Bakın size bir günümü anlatayım.
Alarmı sersemlikle ve İlke uyanmasın diye panikle çabucak kapatıyorum. 5
dakika boyunca yorganın altından çıkıp çıkmamak konusunda kendimle savaş verip,
bir gayret kalkıp kendimi lavaboya atıyorum. Maksimum hız ve minimum sesle
hazırlanıp sonra Fatih’i kaldırıyorum. O hazırlanırken de -kendisi ses çıkarma
konusunda çok dikkatli olduğu için- bizimki uyanacak gibi oluyor ve ben onu
beklerken hazırlanmış halimle yatağa uzanıp pışpışlıyorum.
Anneye devir-teslim, sessizce evden çıkış, yıllar gibi gelen trafik ve
mutlu son, ofise giriş.
Bu çalışan anne olmanın birkaç artısını söylüyorum; her gün pijama modundan
çıkıp, en azından kendini biraz iyi hissedecek kıyafetlere bürünüp evden
çıkmak, çayını kahveni sıcak içmek, aile ekonomisine katkıda bulunmak, rahat
harcayabilmek ve çocuğa rol model olmak.
Bu artıları çalışırken, bir telefonu kapatıp diğerini açarken, tam bir
projeyi tamamlamak üzereyken ve ona odaklanmışken yeni bir talep geldiğinde,
inboxa düşen mailler whatsapptan daha yoğun olduğunda, “acil” konulu mesajlar
aldığında, çok yoğunum demene rağmen hala senden bir şeyler istendiğinde,
planladığın tek bir işi bile o gün araya giren angaryalar yüzünden yapamadığında,
özetle kafandan artık yanık kokusu geldiğinde göremiyorsun. Şöyle arada bir
nefes alıp dışarıdan bakınca, belki…
Ofisten kaçarak çıkma, trafiğe ve tüm diğer araçlara öfkelenme, markete
uğrama, kızı anneden alma, yemek faslı, oyun faslı, banyo faslı, bir saatlik
uyutma faslı ve kapanış.
İşte koca bir gün.
***
Her şeyi yapmak istiyorum.
Mesela ne bileyim boş boş uzanıp, sessizliği dinlemek istiyorum. Uyku
dışında minicik bir dinlenme alanı istiyorum.
Mesela kitap okumak istiyorum, ama gerçekten okuyabilmek. Bu konuda kendime
de kızıyorum aslında. Yatmadan önce okumaya yeltenip gözlerimin kapanıp gittiği
zamanları saymıyorum da şu sosyal medya bataklığında çırpındığım o zamanlarda
neden okumuyorum diye kızıyorum. Çocuğu uyuturken elim otomatikman instagram
ikonuna gidiyor. Ama yok, kurtulacağım. Yani umarım. En azından minimize
edeceğim. Bana katılsanıza😊
Mesela yazmak istiyorum. Kafamdan geçen milyonlarca düşünceyi kaydetmek
istiyorum. Zaman zaman aklıma gelen güzel fikirleri, sözleri ve hatta bunlarda
türetebileceğim yazıları kaçırmadan kaydedebilmek istiyorum. Ama olmuyor.
Defterlerim, maillerim, notlarım hep taslaklarla dolu. Ve maalesef o an gelen
duygu ve o an beynimden geçen o söz dizimi tekrar edemiyor. Yarım bıraktığım
cümleyi “sonra tamamlarım” dediğimde, tamamlayamıyorum. Tek kelimesi eksik
kalmış olsa dahi. Yakaladığın an ne koşulda olursa olsun bitirmek lazım.
Koskoca şubat ayı geçti. Hafızamdan silindi gitti. Buraya yazmayı planladığım konular
tekrar başlanmayı ve odaklanmayı bekliyor benden.
Sonra mesela bir akşam iş çıkışı eve gitmek yerine kızlarla takılıp bir
şeyler içmek istiyorum. Ben gittiğimde uyuyor olacağı için yaşayacağım vicdan
azabından çekinip kendime izin vermiyorum.
Tam üç senedir eşimle sinemaya gitmedik. Tek sosyal alanımız çocuk parkları
ve oyun alanı olan cafe ve restoranlar uzun süredir. Ne zaman yeltensek “yazık
ama ya bir hafta sonumuz var çocukla, bütün hafta bizi bekliyor zaten”
düşüncesiyle iptal ettik.
Sanırım bu konuda da aynı sosyal medya bataklığı gibi “had safhada anne
vicdanı” bataklığında çırpınıp; bir insan, bir kadın olarak kendime hiçbir alan
yaratmayıp, sıkışmışlığıma çözüm üretmemek gibi bir yanlışı yaşıyorum. Oysa
benim ruhumun da farklı renklere, biraz çiçeklenmeye ihtiyacı var. Ufacık bir
filiz yetecek sanki. İyi ama o filiz ne?
Birkaç saatlik zaman mı? Yalnız kalmak mı? Özgür hissedebilmek mi? Çok
isteyip içinde kalan bir şeyi yapmak mı? Eşinle mi olmak? Arkadaşlarınla mı
olmak? Yoksa kendi annenle bir anne kız günü mü yapmak (iki senedir annemle
yalnız kalmadım) mı?
Bilmiyorum, kısa bir yürüyüş de olabilir. Belki bunları “yazdıktan sonra
geri dönüşü olmasın, beni tetiklesin” diye yazıyorum ve sadece markete giderek
kendime alan yarattığımı sanacağım.
Ve yine mesela ofisteki bekar arkadaşların gece dizi izleyip uykusuz
kaldıklarını ve bundan dolayı ne kadar uykusuz olduklarından şikayet etmelerini
dinlemek istemiyorum. Ben de ellerim, saçlarım bakımlı olsun istiyorum.
Kıyafetlerimi de sonrasında yıkama& ütüleme faslını düşünmeden fütursuzca
kullanmak istiyorum. Ama yok arkadaş, o ojeler soyulacak.
Ben de süreyim dersen, bir süre bana gider dersen, ama elin de sudan
çıkmazsa, o ojeler soyulacak.
Çünkü annelik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder