25 Aralık 2025 Perşembe

Underrated Noel Rotası: Atina


Ayağımın tozuyla, bedenimdeki tatlı yorgunluk ve hafızamdaki taze ışıltılarla Atina notlarımı dökmeye geldim, çocuklu aileler siz de bir gelin bence şöyle. 


Yunanistan'ın başkenti Atina öyle çok albenisi olan, diğer Avrupa şehirleri gibi seni kilometrelerce öteden mimarisiyle, caddeleriyle ya da özel bir mutfakla kendine  çağıran bir şehir değil gibi görünse de şehri aralık ayı içerisinde değerlendirince, sırf Noel özelinde bile underrated kalmış bir şehir olduğunu görüyorsunuz. 

Biz komşuyu hep yaz tatillerinde mavili beyazlı adalarıyla bildik ve sevdik ama Atina'da bambaşka bir Yunanistan gördük açıkçası. Yunanistan'ı Yunanistan yapan, mitolojinin kalbi, tarihin oldukça eski izlerini taşıyan yapıtların ev sahibi bir kere. 

Prof. Dr. Celal Şengör'ün de "Uygarlığın başladığı yer, felsefenin beşiği" dediği ve Avrupa ruhunu anlamak istiyorsak görmemiz gereken şehirlerden biri Atina. Yani gitmeye değer mi sorusunu duymazdan gelip ne zaman ve ne kadar süre planlanır kısmına odaklanıyoruz. Aralık dışındaki diğer zamanlarda, mesela ilkbahar-sonbahar aylarında, kısa süreli bir kültür-şehir gezi rotası olarak plan yapılabilir, bizse bunu Noel tatili ile birleştirip bir taşla iki kuş vurduk. 

       

(Noel dışında) Ne Zaman Gidelim?

Tabii ki bu çok kişisel bir tercih ama benim Noel zamanı dışında bahar ayları dememin bir sebebi var: biz üşüyeceğimizi düşünerek - çünkü 9 yaşında kızımızla tüm gün hunharca yürüyüp şehri keşfetmek ve hava kararınca da Noel pazarları/aktivitelerini gezmek niyetiyle gittik- termal çoraptan kazağa, bereden eldivene kadar ne varsa alıp bavulu şişirdik.

Oysa aralık ayı aynı bizim İzmir'imiz gibiymiş - zaten arada bir Ege Denizi, var tamı tamına karşı karşıyalar. Dolayısıyla kışın ılıman sayılabilecek bir şehir için bahar ayları daha yormayacak zamanlar gibi göründü bize, yaz sıcağında adalardan devam.


Atina'da Ulaşım


Merkez mahallelerin hepsi birbirine yürüyerek ulaşılabilir mesafede ama biz her ihtimale karşı araç kiraladık. Kiraladığımıza pişman olduğumuzu özellikle belirtmek isterim. Kızımızın çok yorulup yürüme konusunda oyun bozanlık yapma ihtimaline ve şehirden biraz uzaklaşıp çevre bölgeleri gezme, valizlerle havalimanından otele rahatça ulaşma ihtimallerine karşın aracı kiraladık ama bilmediğimiz bir şey vardı: şehirde çok büyük bir otopark problemi var. 

İlla ki araç kiralayacaksanız ya merkezden biraz uzak otel tercih edin ya da otoparkı olan bir otel. Ama kiralamış bulunduğumuz için oradaki lokallerin önerisiyle myAthensPass uygulaması indirdik. 


(bunu öğrenmeden önce ilk gece ve ertesi günün bir kısmı için 35'er euro vermiş bulunduk tabii) Aracı bıraktığımız noktayı algılayıp başlangıç ve öngördüğünüz bitiş saatini giriyorsunuz, kartınızdan kullanım süresi kadar 2-3 euro gibi bir rakam çekiliyor. İşiniz uzarsa uygulamadan süreyi ileri atabiliyorsunuz. 


Böylece otopark ücretlerinin yanında astronomik cezalardan da kurtulmuş oluyorsunuz. Ceza ödemeyi de geçtim olur da kiraladığınız aracı çekerlerse asıl o zaman problem yaşanır. Velhasıl havalimanında metro başlıyor ve merkeze kadar gidiyormuş, keşke toplu taşıma kullansaymışız, dedik. 


Airport transferleri için de otelle önceden iletişime geçip shuttle hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Tabii taksi, über, bolt seçenekleri de diğer şehirlerde olduğu yine cepte dursun.

Şimdi Atina'da Nereler Gezilir'e yılbaşı ve noel zamanından bakalım:

Little Kook

Gitmeden önce kaydettiğim, belli ölçüde elbette ki beğeneceğimizi düşündüğüm ama beklentimizin çok ötesine geçen ikonik bir sokak/cafe. 

Burası Atina'nın sembol mekanlarından olmuş çünkü Cadılar Bayramı, Paskalya gibi zamanlarda da kendine has biraz da gotik tarzda her dönem ve temaya uygun dekorasyonu var. 


Burada kelimenin tam anlamıyla dekora, objeye boğuluyorsunuz. Bir film setinin içinden geçiyormuş gibi hissettiriyor. Ona bir pastane ya da cafe demek gerçekten haksızlık olur. 



Tatlıları da aynı şekilde görsel şölen ama lezzeti için aynı şeyi söyleyemiyorum çünkü çikolata kaplı mousse isterken gerçekten çikolatanın simli bir beyaz çikolatadan oluşan topuklu ayakkabı ve mousse için de ayakkabının içindeki kıpkırmızı köpük olacağını asla hayal etmemiştim. Porsiyonlar insan üstü boyutta, şeker koması garantili. Tatlıların isimleri masal karakterleri, yandaki açıklamalarda ne hayal ederseniz onu istiyorsunuz, menüde görselleri olmadığı için gerçekten tatlınız kinder surprise olabilir. Yani göze hitap ediyor, mideye hayır. 


Cafesinde oturup bir şeyler yediğiniz takdirde kapalı tarafa da sıra beklemeden geçiyorsunuz, o kısım gerçekten daha da başınızı döndürüyor. Işıltının ötesinde milyonlarca minik objeye dokunmadan üst kata çıkarken -gerçekten- başınız dönebilir. Bastığınız yerden tavana kadar, her milimetrekarede bir şey var!


Ermou caddesinin sonuna kadar ilerleyip Psyri tarafına dönerken kendinizi birden bu sokakta buluyorsunuz. Rahatsız edici derecede kalabalık. Yeme-içmeden ziyade herkes fotoğraf çekmek için gidiyor. 22:00 sonrası daha sakin. Ama güzel bir masa kaptıysanız oturduğunuz yerden her şeyi rahatça inceleyebilirsiniz.

Merak edenler için fotoğraflar haricinde websitesi ve instagram sayfasını ekliyorum.


Christmas Factory

Christmas Factory, her yıl yılbaşı döneminde kurulan, özellikle çocuklu aileler için tasarlanmış ama yetişkinleri de çocukluğuna götüren büyük bir Noel temalı etkinlik alanı. Dev süslemeler, ışıklar, atölyeler ve eğlenceli aktivitelerle tam anlamıyla bir kış masalı sunuyor.

Gazi Mahallesi'ndeki bir sanayi müzesi ve önemli bir kültürel mekan olan Technopolis'te kuruluyor her sene. Christmas Factory, sezonluk bir etkinlik olduğu için ziyaret tarihleri her yıl değişebiliyor; o nedenle gitmeden önce güncel tarih ve saatleri kontrol etmekte fayda var.

Girişte kişi başı 10 EUR olan giriş biletlerini alıyorsunuz, içerideki her alana girebileceğiniz bileklik takıyorlar. Ayrıca çocuklara bir pasaport veriyorlar, pasaportun içinde on farklı sayfada on farklı etkinlik alanının ismi geçiyor. Çocuklar o alanlara giriş yapıp içerideki aktivitelere katılıp tamamlayınca içerideki elfler tarafından pasaportun üzerine yıldız yapıştırııyor. Her etkinlik alanına gidilince hem her oyun deneyimlenmiş hem de pasaporttaki yıldızlar tamamlamış oluyor.


 

 Bu on farklı etkinliği aşağıda listeledim;

Noel Baba'nın Sarayı: Girişte bizi çok tatlı bir elf karşılayıp Noel Baba'nın yanına kadar götürdü. Onunla biraz sohbet edip birbirimize iyi dileklerde bulunup fotoğraf çektik.

Postane: Çocukların Noel Baba'ya mektup yazıp postaladığı yer. Mektubu yazıp zarfa koyduktan sonra görevliye verince buradan da yıldızı kaptık.

Cine-Factory: Çocukların kendi kahramanlarını çizip bir projeksiyon yardımıyla beyaz perdede canlandığını gördükleri dijital bir yaratıcılık alanı. Biz de geyiğimizi boyayıp teslim edince ekranda koştuğunu izledik. Hop, bir yıldız daha.

Elf Okulu: Burası bir masal anlatısı alanıydı ve Yunanca olduğu için dinleyemedik ancak bize yine de yıldız vererek misafirperverlik gösterdi elf komşi:)

Elflerin Karanlık Bahçesi: Ellerinde fenerlerle, sadece ışık tutulduğunda görünen gizli sembolleri takip ettikleri bir labirent.

Duyusal Oyun Alanı: Yine dil farkından yönlendirmeleri anlamadığımız için katılamayıp yabancı kontenjanından yıldızı kaptığımız bir alan.

Noel Gelenekleri Galerisi: Bu bildiğiniz yüz boyama. Ama yüzünüzü bir elf boyuyor ve bundan sonrasına yüzünüzde kocaman parlak tatlı bir resimle devam ediyorsunuz.

Elf Sanat Galerisi: Sanat Galerisi demişler tabii bu biraz iddiali, isteyen özgün resim çiziyor isteyen boyama yapıyor. Eserini teslim eden yıldızı alıyor.

Elf Salonu: Dünyanın dört bir yanından gelen ritimlerle dans ettikleri, müziğin evrensel dilini konuştukları bir hareket alanı. Herkes ayrı telden dans etse de ya da belki tam da öyle olduğu için çok eğlenceliydi gerçekten.

Asteropasta Tatlıcısı: "Işık" adını verdikleri yenilebilir simler veya parlak pasta süsleriyle hazırlanan yıldız şekilli hamur işlerinin üzerine çocuklar tarafından da bazı ufak rötuşlar yapılıyor, kendi tatlısını yapana - bravo - yıldız var.

Yukarıda saydığım tüm bu alanların dışında açık alanda jetonla binebileceğiniz lunapark oyuncakları ve yiyecek içecek standları var, genellikle fast food, şekerleme, bira, sıcak şarap ve meşrubat servis ediyorlar. 

Christmas Factory Athens (Atina Noel Fabrikası) linkini şuraya bırakıyorum.

Atina Meydanları / Cadde ve Sokakları

En ünlü ve şehrin merkezi sayılan Syntagma Meydanı devasa yılbaşı ağacı ve onun ışıl ışıl cazibesiyle etrafını hep kalabalıkla dolduruyor, fotoğraf çekinenler, sokak müzisyenleri, dans edenler, çocuklar için kostümle dolaşan figürler ne zaman geçtiysek oradaydı. Meydanın etrafındaki otellerin ve merdivenlerin sonunda yer alan Parlamento Binası da ışıklandırılınca bir bütün halde harika bir görüntü oluşturuyor. 


Ama aslında bunun dışında bir şey de yok. İlk gördüğünüzde hissettiğiniz o "ay muhteşem" hissi, o bölgeden gelip geçtikçe - aktivite de olmadığından- cazibesini kaybetmeye başlıyor. 
Syntagma'dan karşıya geçip Ermou Caddesi'ne giriş yapıyoruz. Yani Taksim Meydanı'ndan İstiklal'e girmişiz gibi. Burası upuzun ve her yanı mağazalar ve cafelerle dolu bir yürüyüş alanı, araç girişi yok. Yolun diğer ucu Monastiraki Meydanı'na çıkarıyor bizi. Bu yol boyunca tüm ara sokaklara girip çıkıp keşfetmek çok keyifli, hava da yüzümüze güldüğü için ne üşüdük ne terledik. Şehrin kalbini bu kısımlar oluşturuyor. Little Kook'a da Monastiraki tarafından gidiliyor, Psirri'ye doğru ilerlerken zaten birden kendinizi o sokağın içinde buluyorsunuz.

Yürürken adını anımsayamadığım pek çok meydandan geçtik, insanların kendi halindeliği, selamlaşmaları, öfkesizlikleri, acele etmeden hareket etmeleri ve sanki bizim 90'lı yılları onların bugün yaşıyormuş halleri beni biraz da derinden yaraladı. Her şey o yıllardaki gibi kalsaymış keşke bizde de.

Neyse içimizi döktüysek Plaka tarafında geçelim, Akropolis'in hemen dibindeki bu mahalle de çok turistik bir bölge, ünlü merdivenli sokaklar da burada yer alıyor.  (Mnisikleous Merdivenleri)

Ayrıca bu bölgede dolaşırken çok tatlı cafe ve restoranların yanı sıra her sokağın sonunda ışıl ışıl Akropolis'i görmek de ayrı bir keyif.

Plaka'dan geçerken Lisikrat Anıtı'nı da görün (Diyojen Feneri olarak da biliniyor ve antik dönemden günümüze kadar en bozulmadan gelmiş eserlerden)


Gündüz Gözüyle - Must Do Yerler

Pek tabii ki Akropolis sabah gözümüzü açıp kendimizi bulduğumuz ilk yer. İnşa edildiği dönemi bilerek baktığınızda sütunlar gözümde daha da devleşti. Şehrin en tepesine kurulan bu bölgeden neredeyse tüm Atina'yı yukarıdan görebiliyorsunuz. Şhir ne kadar ılıksa burası da o kadar serin ve durmaksızın esiyor.

Akropolisin kelime anlamı da yukarıdaki, yüksekteki şehirmiş.

Akropolis, binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan etkileyici bir tarih hazinesi. Antik Yunan’ın en önemli yapıları burada bulunuyor; özellikle Parthenon tapınağı Akropolis’in simgesi. Tepeden bakıldığında hem tarih hem de şehir manzarası insanı gerçekten büyülüyor.

Akropolis, Antik Yunan’da tanrılara adanmış kutsal bir alan olarak inşa edilmiş. Özellikle Athena’ya duyulan saygının bir göstergesiymiş. Aynı zamanda şehri simgeleyen bir güç ve koruma noktası olarak görülüyormuş. 





Zappeion, Atina’da modern Yunanistan’ın simgelerinden biri. 19. yüzyılda, ilk modern Olimpiyat Oyunları için inşa edilmiş. Bugün sergiler, etkinlikler ve buluşmalar için kullanılan zarif bir yapı.

Zappeion’un hemen karşısında, dünyadaki ilk modern Olimpiyat Stadyumu olan Panathenaic Stadyumu yer alıyor. Tamamı mermerden yapılmış bu stadyum, 1896 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmış.


Ulusal Kütüphane’nin bulunduğu Panepistimiou Caddesi, Atina’nın en etkileyici noktalarından biri çünkü bu cadde üzerinde Ulusal Kütüphane, Atina Üniversitesi ve Akademi binası yan yana duruyor. “Atina Üçlemesi” olarak bilinen bu yapılar, şehrin kültür, eğitim ve bilime verdiği önemi yansıtıyor. Hepsi de mimarileriyle bizi hayran bıraktı.

 


























25 Haziran 2025 Çarşamba

Değişen Seyahat Dinamiklerimiz


Yurt içi otellerindeki dengesiz fiyatlandırmalar ve biz vatandaşlara yapılan negatif ayrımcılık çoğumuzu tatil konusunda farklı ülkeleri değerlendirmeye iterken öte yandan reddedilen vize başvuruları, hatta bu aşamaya bile randevu dahi bulunamadığı için gelemiyor olmak da vizesiz gidebileceğimiz rotalara yönlendirmeye başladı. 

Tatil yapmak lüks değil, ihtiyaçtır öncelikle. Koca bir yıl çılgınlar gibi çalışıp, her türlü iş ve insan stresini içimize işleyip, ya bir-iki hafta gibi kısacık bir sürede ya da resmi tatillerde bu kaostan uzaklaşıp deşarj olmak istemek her şeyden daha insani bir istek. 

Kimisi bunu yeni yerler, yeni tatlar keşfederek, kimisi tarihin izini sürerek, kimisi kendini tuzlu suyun kocaman huzur verici boşluğuna bırakarak gerçekleştirmek istiyor. Pek tabii kişisel tercihlerden önce belirleyici olan şey buna ayrılacak bütçe oluyor tam aksi olması gerekirken. 

Her kesimi bilemem elbette ama biz beyaz yakalı grup olarak öyle bir denklem kurmak zorundayız ki, iki partnerin mesela aynı anda izinlerinin denk gelmesiyle beraber, bölgeye bağlı değişen yüksek/orta sezon doluluk/fiyat durumu, araçla gidilecekse kara yolunda harcayacağın süre, bu harcanan süreye değip değmeyeceğine bağlı olarak gidilecek yerin belirlenmesi, konumdan eminsek ama uzaksa uçak bilet fiyatları, konaklama tipine bağlı olarak yeme-içme giderleri derken belirleyici etkenler listesi uzayıp gidiyor. Öyle eskisi gibi kafamıza esti, bunu beğendik deme gibi bir durum yok.

Kimisi kamp sever, kimi otel. Biz ailece otel tatili sevenlerdeniz. Sorun da burada başlıyor. Ben yılın belli bir zamanı ve kısıtlı bir sürede "kendime ait" bir zamanı yaşayacaksam ve buna para harcayacaksam günlük rutinimde yaptığım işlerin hiçbirini yapmamak, dinlenmek, eğlenmek ve evde yediklerim dışında bir şeyler yemek istiyorum. Çocuğuma da hitap edecek eğlenceler olsun istiyorum. Bu taleplerimi karşılayacak bir otel, farklı ülke vatandaşlarına benim ödemem gerekenin yarısını ya da yarısında da azını uygularken benim tatil için ayırmam gereken bütçe ile gelirim arasındaki fark beni dehşete düşürüyor. Tamam enflasyonu hayatımızın her köşesinde iliklerimize kadar hissediyoruz da bu bambaşka bir boyut. Ben turizmciyim bu arada, hepsi elimin altında, kıyaslama yapabiliyorum haliyle tüm bölgeler ve zamanları. Geçen yaz atıyorum Samos'ta baktığım otelin fiyatı bu yaz da hala aynıyken, yine geçen yaz kaldığım Marmaris oteline bu sene hem de daha sezon başlamadan bakıp "ben burada nasıl kalmışım ya" diyorum.

Buradaki konu kurun değişmesi değil. Dediğim gibi geçen yaz Samos'ta geceliği 90 euro olan otel bu sene yine aynı fiyatta, benim para birimimin alım gücünün düşmesi ayrı bir konu. Orada önümü görebileceğim bir sabit değer var. Bir de dönüyorum canım vatanım. Her köşesi cennet. Ama yabancıya.

İki kere canlı canlı şahit oldum. Birincisi uzun yıllar önce Seferihisar'da her şey dahil bir otelde, Almanya'dan gelen Türk bir aile ile sohbet ederken konu otelin fiyatına geldiğinde bizim üçte birimiz fiyata aynı oda tipinde kaldıklarını öğrenmiştik. Biz iyi araştırmadık demek ki ya da geç kaldık diye düşünüp "kazıklandığımıza" inanmak istememiştik. Sektördeki bu durum bu kadar hissedilmiyor ve göze çarpmıyordu o zamanlar. Zaman ilerledikçe herkes vpn değiştirip booking.com üzerinden o çok daha uygun olan fiyatlar ile rezervasyon yapmayı keşfetti. İşte ikinci şahit olduğumuz konu da buydu. 2016 veya 2017 yılıydı, Bodrum La Blanch'da check in yapmak için beklerken bizden önceki misafirlerin farklı vpn üzerinden uygun fiyatlı rezervasyon yapıp TC vatandaşı oldukları için rezervasyonları olmasına rağmen içeri alınmadıklarını ve hangi ülkenin vpn'i ile yaptılar ise o ülkeye dair pasaport talep edildiğini görmüştük kendilerinden. Ödeme yapmaları da önemli değildi ve iade de alamamışlardı gördüğüm kadarı ile.

Bunlara şahit olunca, müşterilerimizden "çok yüksek kalıyorsunuz" geri bildirimleri aldıkça, eş dostla konuştukça dedik ki, sorun biz miyiz? Kasıt bize mi? Ben ev sahibi olarak bu ülkede misafirden daha çok ödüyorsam, ki onların geliri benden yüksekken ve paraları daha değerliyken, biz birbirimize daha çok arka çıkmalıyken sen bana bunu yapıyorsan ben de alır kapı vizemi karşıda bir güzel yaparım o istediklerimi. Ne yürürken yakama yapışırlar ne ederinin üstünde bir ödeme yaparım. Nasıl ki bana hak ettiğimden fazla maaş verilmiyor ben de sana hak ettiğinden fazlasını vermem. Acente olarak ayrı baltalanıyorum, münferit olarak ayrı baltalanıyorum. 

Hal böyle olunca planlar, rotalar, beklentiler hep şekil değiştirdi. Yalnız olmadığımı biliyorum. 

Feribot sıralarında ayak üstü sohbetlerde de onu pekiştirdik.

Sonraki yazılarda vizesiz/kapı vizelileri konuşalım.

Herkese iyi tatiller!









10 Mayıs 2025 Cumartesi

Vizesiz Ve Hatta Pasaportsuz Rota: TİFLİS

2025 Mart'ına yaklaşırken aslında amacımız canım anneme doğum günü hediyesi almaktı, sonra evire çevire aynı şeyleri almaktansa beraber bir yerlere gidip anı biriktirme fikrinin annişkom dahil kardeşimle beni de çok daha mutlu edeceğine karar verip, 2-3 günlüğüne nereye kaçabiliriz araştırması yapmaya başladık.

Paket turlarla yurt içi bölgelere gitsek absürt saatlerde yollara dökülüp, yine bir gram uyumadan ve deli gibi yorgun bir şekilde işe döneceğimiz ve grupla sürü halinde hareket edeceğimiz için bunu hemen eledik. Kafamıza göre takılmak en güzeli. Vizeye başvursak hem çok bekleyecektik hem de annemin evrakları gerekeceği için "sürpriz" yapamayacaktık. Onun karşısına her şey hazır şekilde çıkıp "iyi ki doğdun, hadi X'e gidiyoruz!" demekti amacımız. 

Velhasıl Balkan turuna da hem annem hem kardeşim gittiği için o bölge ülkelerini eledik, ben de epeydir Tiflis'i merak ettiğim için (özellikle Fabrika Hostel'i aşırı merak ediyordum) bir anda biletleri satın almış bulunduk. Ve tabii ki Fabrika'daki asma katlı ve teraslı triple odada kaldık; şehir tatillerinde luxury hotel yerine retro sevenler için enfes.


TİFLİS GÜVENLİ Mİ?

Öncelikle kız kıza rahatlıkla gidilir- güvenli bir şehir, onu belirtmek isterim. Kısa bir ön araştırmayla must-do listesi çıkarıp, dolu dolu üç gün boyunca, o anki keyfimize göre ve günün erken ya da geç saatlerinde, kah tabanları patlatıncaya kadar yürüyüp, kah oturup bira içelim diyerek, listeye tik ata ata gezmek (tabii konumlara göre bir sıralama ile) bize çok iyi ve doyurucu geldi. 

Doyurucu çünkü çok büyük bir beklentiyle gidilen bir şehir değil -sonuçta eski bir Sovyet ülkesi ve yıkık dökük bir şehir olarak hayal ediyorsunuz- ancak her sokakta başka bir hikayenin içine giriyorsunuz gibi hissettikçe beklentinin ötesine doğru yükseliyor insan. Bazı meydanlar tıpkı bir orta Avrupa şehri gibi ama ara sokaklarında öylesine kendine has ki. İnsanlarıyla, diliyle, mimarisiyle aslında hiçbir yere de benzemeyen ve insanı tuhafça içine çeken. Eski ve yaşanmış kokuyor. Bu nasıl anlatılır bilmiyorum ama sanki seksenli yıllarda kalan bir yere ışınlanmış gibi oluyorsunuz. Hani sadece bakkalların olduğu, plazaların, avmlerin, residansların, lüks arabaların olmadığı, fırınların sadece küçük ve lokal olduğu, içinde az çeşit ama hepsinin lezzetli olduğu, labirent gibi dar sokakların içinde vitraylı camları olan ve yıkılmak üzere olan balkonlarında çamaşırlar asılı evlerden oluşan bir döneme geri dönmüş gibi.

TİFLİS'E ULAŞIM & TİFLİS İÇİ ULAŞIM

Biz Bursa'dan hareket ettiğimiz için bize en yakın havalimanı olan Sabiha Gökçen'den uçmak en mantıklısıydı, buradan ağırlıklı olarak Pegasus uçuşları mevcut. Rötarlarıyla meşhur ve bir şişe suyu bile esirgeyen bir hava yolu şirketimiz olsa da hem rotasyonları hem makul saatleri hem fiyatları hem mobil uygulamasının son derece user-friendly olması sebebiyle tercih edilebilir. THY'deki mil biriktirme olayı burada da BolBolPuan biriktirme şeklinde mevcut, mesela yeterince puanınız biriktiyse biletinizi en düşük fiyattan alıp bagajınızı sonradan puanla ekleyebilirsiniz. (Acentede uçak bilet satışı yapmıyorsanız ya da yılın yarısında seyahat etmiyorsanız o puan bilet alacak kadar birikmiyor onu belirteyim:))

Tiflis'te araç kiralamadık - bence bir şehri keşfetmek için deli danalar gibi yürüyüp, sadece yaya olarak girip çıkabileceğin her noktaya ulaşmak gerekli - dolayısıyla gerektiği noktalarda toplu taşıma ve taksi bizim için yeterli oldu. Ama tabii çocukla gitsem durum değişebilirdi.

Şehrin ortasından Kura Nehri geçiyor ve şehri ikiye bölüyor. Biz Kura'nın doğu tarafında (new city tarafında) Fabrika'da kaldık ve havalimanından ulaşımı buraya göre planladık. Havalimanından şehir merkezine giden otobüs 337, kalacağınız bölgeye göre otobüsten sonraki kısma dikkat etmek gerekiyor. Otobüsten sonra metro 1 hattı ile devam ediyorsunuz, bizim otelimize en yakın olan istasyon Marjanishvili, burada inip 10 dk içinde otele ulaşıyorsunuz. (bu arada istasyon, cafe ve marketlerde ne kadar İngilizce yazımları olsa da şehrin genelinde Gürcü alfabesi ile karşılaşıyorsunuz, yalnızca kendilerine özgü, başka hiçbir ülkede olmayan ve üç rakamı ile s harfinin eğilip bükülmesinden oluştuğunu düşündüğüm ve canım Atam'a bizi Latin alfabesine geçirdiği için bir kere daha teşekkür ettiğim bu durumu dip not geçmek isterim, teşekkürler iyi günler)

Metro demişim, sanki Sovyet zamanından kalan ve gözünüzle takip edemeyecek kadar hızlı, içinde bir yere oturmaz ya da tutunmazsanız kafanızı patlatacağınız dev bir şimendifer adeta. Köhne bir devlet dairesine benzeyen istasyondan, bizi dövecek gibi davranan insan irisi teyzeden kağıt bilet alıp, yerin epey derinliklerinde, magmaya indiğimizi hissettiren ve normal bir yürüyen merdivenin 2-3 kat üstünde bir hızda ilerleyen merdivenlerden inerek metroya ulaştık. Korkuyla karışık bir gülme krizi geçirerek Tiflis yolculuğumuz başlamıştı:). 


Ama bu tatsız metro yolculuğundan sonra istasyondan çıktığımızda çok tatlı ve canlı bir meydan olan Marjanishvili Meydanı'na çıkınca ilk dakikadan "iyi ki gelmişiz" hissini yaşadık.

Kaldığımız süre zarfında iki kere taksi ihtiyacı duyduk, birinde çok yorulmuştuk ve hedefimiz yürüyemeyeceğimiz kadar uzaktaydı, ikincisinde ise otelden havalimanına dönüşteydi. BOLT uygulamasını indirip oradan araç çağırdık. Epey hızlı, işlevsel, über benzeri bir uygulama, gitmeden önce indirmenizi öneririm.

Kura Nehri'nin batı yakası da şehrin old town'ı. İki yaka birbirine birçok köprü ile bağlanıyor ve yürüyerek şehrin iki kısmını gezmek çok keyifli, yol boyunca fotoğraf çekebilirsiniz. Köprülerin en meşhur, en yeni ve modern olanı fotoğrafta göreceğiniz Barış Köprüsü (Peace Bridge). Barış Köprüsü Old Town ile Rike Park'ı birbirine bağlıyor. Köprünün alt sırasında nehri gezdiren sandal turları mevcut. Bunun dışında hem nehri gezmek, hem retro araçlarla şehir turu yapmak veya teleferik turu / tadım turu denemek isterseniz Get Your Guide üzerinden mini turlar da satın alabilirsiniz.

Biraz daha ilerisinde ise şehrin en eskisi olan Metheki Köprüsü var; bu köprüden batı yakasına yani eski şehir tarafına geçtiğiniz zaman Meidan Bazaar'a, Saat Kulesi'ne, Betlemi Caddesi'ne ve Gürcü Ana Anıtı'na da yaklaşmış oluyorsunuz, dolu dolu bir parkur için iyi bir başlangıç noktası olarak kabul edilebilir.