26 Haziran 2009 Cuma

Bye Bye Michael

80'lerin sahne kralı, "Pop'un Kralı", "Legend" gösteriyi tamamladı.

Michael Jackson dünyada herkesin tanıdığı, Moonwalk'u ile, Smooth Criminal'ı ile, Billie Jean'ı ile milyonlarca insanı kendine hayran bırakmış; her yaptığı olay olan ve popüleritesi bir an olsun düşmemiş bir "kral". Sahne kralı, popun kralı, dans kralı. Kral öldü.


Ölümü bile beklenmedik bir şekilde oldu. Henüz 51 yaşındaydı ve kimse cilt kanseri olduğunu bilmiyordu.

 Ancak ölümün sebebi bu değil. Haberlerde kalp krizi dense de kimilerine göre aşırı doz ölümüne sebep olmuş. 

Otopsi raporlarında her şey ortaya çıkacakmış. Artık ne önemi var ki? Sonuç ortada, sebebi bulunsa da, şaka olduğu düşünülse de, üstüne yorum yapılsa da popun kralı artık aramızda yok. 


Biz de 80ler çocukları olarak izlenememiş konserlerimiz listesine bir yenisini ekleyeceğiz. Güle güle Michael...


25 Haziran 2009 Perşembe

Sihirli Elma

Gökten üç elma düşmüş...

Masallarda okuduğumuz o çekici ve büyülü meyvenin gerçekten sihirli olduğunu biliyor musunuz? Yani araştırdıkça, özelliklerini ve yararlarını öğrendikçe buna inanmamak mümkün değil. En ufak bir sağlık sorununda ilaçlara saldırmak yerine her gün birer elma yemek bize neler kazandırıyormuş neler. Fakat bunları saymaya başlamadan önce şunu da belirtmeliyim ki, hiçbir şey doğal meyvenin yerini tutmuyor. Tabletler, haplar, elma aroması içeren benzeri ürünler asla orjinalinin yerini tutmuyor. Kilo vermek uğruna reklamların gazına gelip bu tip diyetlere girmeyin; ne kadar doğal, o kadar sağlıklı. Aynı zamanda kalıcı da.
Elma tarihte bilinen en eski meyvelerden. Ayrıca yaklaşık beş bin çeşidi var (Ülkemizde Golden, Sterkin, Misket Amasya, Gümüşhane, Niğde ve Ferik Elması en bilinenleri). Bizim bildiğimiz ortalama bir elma da 50 kalori. Sırf bu özelliğiyle bile öncelikle diyet yapanlar için vazgeçilmez bir meyve. Karnı tok tutuyor ayrıca sindirim sorunu olanlar için, alınması gereken lifli gıdaların başını çekiyor elma. Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlıyor. Yani detoks meyvesi de diyebiliriz elma için.

Gerek görünüşümüzde yarattığı olumlu etkiler gerek hastalıklara karşı etkileriyle elma hayatımızın vazgeçilmezlerinden olmalı. Dişleri temizlediği gibi nefesi de ferahlatıyor, diş etlerini de güçlendiriyor. Üstelik yenen elma miktarı arttıkça sigara kullananlarda bile nefes alma kapasitesinde artış gözlemleniyor.
Elma spor sırasında tüketildiğinde organizmaya birçok mineral ve vitaminler yüklerken, spor sonrasında tüketildiğinde; %85 oranında su içerdiği için organizmanın ihtiyacı olan suyu tamamlayarak toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırıyor.
Vitamin deposu elmanın sağladığı vitaminlerin en önemlisi C vitamini. En fazla kabuğunda ve kabuğun altında yoğun olarak bulunuyor. Bu nedenle iyi yıkanmış elmanın kabuğuyla tüketilmesi en doğrusu.
Ayrıca elmayı kabuğuyla yemek kabızlığı önleme açısından da daha yararlı çünkü elmadaki lifler kabuğunda daha yoğun.
Böbreklerin temizlenmesine yarıyor, baş ağrısına iyi geliyor, kolestrolü ve yüksek tansiyonu düşürüyor, kan şekerini kontrol altında tutuyor, romatizmaya, gut hastalığına ve uykusuzluğa iyi geliyor, bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlıyor, içerdiği meyve şekeri ile karaciğer hücrelerini koruyor, gastritten kaynaklanan yanmaları hafifletiyor, uykudan önce yenirse rahatlatıp kolay uyumayı sağlıyor ve son olarak da yeşil, hafif ekşi olanları mide bulantılarını önlüyor. Bu liste böyle uzayıp gidiyor, yani her gün elma tüketmemiz için onlarca sebep var.
Elmanın sağlığımız açısından bu kadar yararından bahsetmişken, ne kadar hoş bir aroması olduğunu, içine girdiği her şeye ne kadar güzel kokular verdiğini söylemeden geçmek de olmaz tabii. Elmalı tartlar, lipstikler, diş macunları... Gökten üç elma düşmüş... Biri sana, biri bana biri de mum olup havaya karışmış.



21 Haziran 2009 Pazar

Bu Yaz Ne Giysek?

Isınan havayla beraber, hepimiz kıpır kıpır oluyoruz haliyle. Sokaklara dökülüp o sıcacık havayı hissettiğimizde, her yaz olduğu gibi tüm enerjimizi yansıtacak kıyafetler seçiyoruz. Tüm o siyahları, kahveleri, çizmeleri gözümüzün en görmediği noktalara kaldırıyoruz. Şimdi kıpır kıpır, rengarenk giyinme zamanı! 

Tabii ki en önemli ve ilk akla gelen aksesuar güneş gözlükleri oluyor. Sadece yazın değil her mevsim kullandığımız, gözlerimizin biricik dostu(!) gözlüklerimiz.. Bu yaz hepimizin bildiği gibi büyük çerçeveli, yuvarlak ve renkli gözlükler revaçta.

İkinci sırada elbette hiçbir zaman vazgeçemediğimiz ayakkabılar geliyor. Yaz mevsimi için en uygun, en rahat ve bir o kadar da şık sandaletler ortaya çıkmaya başlıyor. Bizi sıcaktan uzak tutacak tek ayakkabı, sandaletler.

Bu yıl özellikle deri başta olmak üzere hantal ve uzun bağcıkları olan rahat görünümlü sandaletler herkesin birinci tercihi olmuş. Ha bu arada, sandalet giymeden önce pedikür yaptırmayı da unutmayın:)


Sıcak havada dikkat etmemiz gereken bir diğer önemli nokta da tabii ki renk seçimi. Siyahlardan, koyu renklerden mecbur olmadıkça tercih etmemek lazım. Yazın havası gibi, suyu gibi bizim giydiklerimiz de o enerjik ve mutlu havayı yansıtmalı. Beyazın duruluğu, kırmızı ve pembenin canlılığı, mavinin yeşilin doğallığı yaza en çok yakışan renkler.


Ne giyeceğimize gelince, aklıma ilk gelen şey tabii ki elbiselerim oluyor. Rahat olmasına rağmen bize en çok yakışan, en güzel ve en doğal gösterdiğine inandığım kıyafetler, elbiseler. Bunun dışında kruvaze ve ip askılı t-shirtler, kısa kot şort ve etekler, straplez body gibi pek çok seçenek var. Yapacağımız tek şey, kendimize yakışanı bulmak ve giymek!




Ve Tanrı Kadını Yarattı


ve tanrı kadını yarattı...


tanrı kadını yaratmak için
rüzgarın hızını,
bulutların gözyaşını,
yaprakların zerafetini,
güneşin neşesini ve iç açıcılığını,
pırlantanın güzelliğini,
küçük bir kuşun çekingenliğini,
kumrunun cilvesini,
tavuskuşunun kendini beğenmişliğini,
serçenin ince yapısını, bir tüyün inceliğini,
çiçeklerin kokusunu, ayın yuvarlaklığını,
yılanın esnekliğini,
sarmaşıkların sarılganlığını,
çimenlerin titreyişlerini
ve balın tatlılığını aldı.

19 Haziran 2009 Cuma

O Zaman Tatil Yapmak Lazım

Hala öğrenci olduğum için bana yılın sonu aralık ayından ziyade yaz aylarıymış gibi geliyor. Eylülde benim için yeni yıl başlarken, içimi hüzün, stres ve biraz da korku kaplar hep. Ancak haziranla beraber her şeyin bittiği ve hak edilenleri alma dönemi başlıyor sanki. Ta ki yaz başlayana kadar... Bu dönem tatilin başlayıp da planlandığı gibi gitmediğini görmekle sonuçlanıyor genellikle.

Aslında tüm sıkıntı bizim doyumsuzluğumuz ve kronik şikayetçiliğimizden kaynaklanıyor. Misal, okuldayken tatili beklerim şimdi ise okuldaki özlem duyuyorum. Ders dönemindeyken tatil, çok yoğun bir yılın ardından güzel bir ödülmüş gibi gelse de öyle bir boşluğa düşürüyor ki insanı, eve de sığamıyorsunuz, konuşmalar da sarmıyor. Tek istediğiniz gitmek oluyor. Herhangi bir yere... Hep uzaktakine özlem duymak böyle bir şey sanırım.

Ders çalışırken boş oturmanın özlemini, evde boş otururken denize girmenin özlemini çekiyoruz. Artık ne eski arkadaşlarınız geliyor buraya ne öteki hayatınızdan bir parça var. Size ait net bir yer bile yok ki aslında! Gelecek korkusundan, iş bulamamaktan ziyade bu ait olamama geriyor insanı daha çok.

Her neyse bunlar eninde sonunda bitecek ve zamanı geldiğinde rayına oturacak sorunlar. "düzen özlemi" diyelim buna. Elbette asıl düşünmek gereken zaman, şimdi! Madem bütün sene deliler gibi çalıştık, bir şekilde kendimizi eğlendirmemiz de lazım. Madem tatildeyiz, o zaman tatil yapmak lazım...
Sabah ders ya da iş yok mu? Pekala, toplayın etrafınızda kim varsa sabaha kadar oyun oynayın, çıkın için dans edin... Ya da çantanızı kaptığınız gibi en yakın denize kaçın. Butik otellerde yer bulup hiç görmediğiniz yakın yerleri keşfedin. Hep içinizde kalan ama zaman bulamadığınız için öğrenemediğiniz bir enstrüman için kursa gidin. Değişik yemekler deneyin. Alıp alıp biriktirdiğiniz ve okuyamadığınız kitaplar, dinleyemediğiniz albümler, izleyemediğiniz dvdler de vardır mutlaka:) Bu liste böyle böyle uzuyor. Kısacası o an canınız ne istiyorsa -benim yaptığım gibi yapmayın ve- ama'ları bir kenarı koyun. Bunlar yapılmayacak şeyler değil. Daha yazarken bile düşüncesi kıpır kıpır etmeye yetti beni. Ben gidiyorum, siz de durmayın derim... Kışı kışın, yazı yazın yaşamak için.
İyi eğlenceler!



13 Haziran 2009 Cumartesi

Beyin Koşusu


Her ne kadar kişisel gelişim seminerlerine katılıp, kitaplarını okusam da bunların kuru nasihat olduğunu düşünmüyor değilim. Sadece bazen aklımda kalan bir iki söz, gerektiğinde birine aktarmaya yarıyor ve hiçbiri hayatımı değiştirmiş değil. Ben kendi deneyimleri ile öğrenen insanlardanım. Keşke başkalarından da ders çıkarabilsem, ama olmayınca olmuyor işte...

Konuya buradan girdim ancak aslında söylemek istediğim şuydu; bu seminerler, eğitimler çok işe yaramasa da benim gözümde, günlük hayatı daha eğlenceli kılacak, hafızamızı kullanmamızı sağlayacak, görsel zekayı geliştirecek- hatta alzheimer'ı bile önlediğine inandığım- alternatifler de var. Örneğin bulmaca, sudoku, küçük platform oyunları, zeka testleri bu listeye girebilir. Her canım sıkıldığında, ya bu tip yazılar okuyorum ya da test çözüyorum. Emin olun hiç beklenmedik anlarda karşıma çıkıyorlar ve çok şaşırıyorum.

Yine bir gün karşıma beyin eğitimi ile ilgili bir site çıktı. "Ücretsiz Beyin Eğitimi" diyordu, tıkladığımda Melik Duyar'ın Beyindeki Zihinsel Potansiyele Ulaşmanın Sırları yazısıyla karşılaştım. Herkesin üye olup birkaç seminerlik eğitim alabileceği bir site. Bir bakın derim ben.

Beynimizin ne kadarını kullanıyormuşuz, bu yeterli miymiş ya da arttırılabilir miymiş buradan öğreniyoruz. (Ben baktığımda maalesef geçen yıllar içinde beynimizi daha az kullandığımızı hatta neredeyse hepimizin Homer'laşarak bir Idiocracy'ye doğru gittiğimizi gördüm. Ama bunu fark etmek de bir şeydir ve yapabilecek çözümler varsa harekete geçmek gerekir. Eğitim şart:)). Eğer yazdıkları doğruysa hafıza geliştirmek açısından hepimizin denemesi gerekiyor.