22 Aralık 2017 Cuma

#tbt : Yenidoğan ile Tatile Gitmek

Selam beybiler!

Aralık ortasında tatile gitmek nereden mi aklıma geldi? Hem de gece gece ve hatta 21 Aralık'ta yani yılın en uzun gecesinde. Güzel soru. Bugün perşembe olduğu için insanlar delirmiş gibi eski fotoğraf paylaşıp tbt yaptılar ya -avarajın üstündeydi bugün- benim neyim eksik diyerek yavruyu uyuturken bir yandan onun eski fotoğraf klasörlerini açıp bakmak istedim ve doğduğu günden başlayıp hepsine tek tek baktım, hepsini tekrar tekrar yaşadım. O kadar çok sevdiğim fotoğrafı var ki, çektiğim an üç fotoğraftan fazla paylaşınca insanlarda "bıktık bunun da çocuğundan", "ay iyi ki anne oldu" hissi yaratmamak için o an kendimi tutup, her anne gibi en sevdiklerimi ve içimde kalanları bugün paylaşmak üzere bakmaya başladım. Hadi itiraf edin, hepimiz yapıyoruz bunu. Yani en azından bazen, bağğzı perşembeler. Suyunu çıkarmadan, evet.

Neyse efendim fotoğraflara bakarken iş perşembeden, throwbackten çıktı, kendimi bir hatıralar denizinde yüzerken buldum. "Anaaaam hastanedeyiz", "ayy ne kadar iğrençmişim", "aaa burada gülümsemişim sonunda" diye diye gidiyorum. Sonra dördüncü aya geldiğimde gerçekten de denizli güneşli fotoğraflar geldi önüme, vay dedim, ailecek gittiğimiz ilk tatil. Mis gibi haziran ayı, mis gibi Bodrum. Her şeyden bihaber İlke bebek, ağzı kulaklarında taze ebeveyn biz. Albümün özeti. Kapattım fotoğrafları, yazmaya başladım. Çünkü bakarken o kadar çok "aaa şu da varmış, aa bunu da kullanmıştık" dedim ve o kadar çok şu an hatırlamadığım detaya takıldım ki içten içe hem ne kadar çok yol katettiğimizi düşünürken öte yandan da bu kadar kısa zamanda bu kadar detayı unuttuğum için, zamanın inanılmaz derecede hızlı geçip bizi değiştirdiği ve hafızamızdaki güzel detayları alıp götürdüğü için hüzünlendim. Bir şeyi yaşarken ne kadar da büyütüyoruz gözümüzde ve önemsiyoruz, oysa araya zaman girince önemini yitiriyor bazı detaylar. Sanki o an yaşadıklarına karşıdan bakıp kendini acımasızca eleştiren, "o da bir şey mi" diyen bir "elalem" gibi oluyorsun kendine karşı.

Hemen örnek vereyim. Gittiğimiz her yere ana kucağı taşıyormuşuz. Evde sabit duran ayrı ana kucağı vardı, sokağa çıkarken kullandığımız ayrı bir tane. Kollarımız kopardı taşırken, taşımak zordu belli bir dakikadan sonra, arabada kocaman çanta, ana kucağı olunca bana minicik yer kalırdı. Bunları hatırladım fotoğraflara bakarken. Paketlerce müslin bez aldığımızı hatırladım, çocuk boşaltımını kusarak sağlıyor gibiydi çünkü. Onun yakasına ayrı benim ve Fatih'in iki omzuna ayrı bez koyardık yine de bez olmayan yere fışkırtmayı başarırdı.

Emzirdikten sonra bir gaz çıkarma ritüeli vardı, bak bunu unutmuşum. Minicik, tırtıl gibi kıvrılmış bir fotoğrafını görünce canlandı gözümde o an. O işi Fatih yapardı. Bebeğin başını avcuna koyup onu koluna yatırır ya da göğsünün üzerine koyup gazını çıkarırdı.

Biraz daha geri gidince de göbekbağı var şimdi hayatımızda ve aklımızda olmayan. On gün boyunca korka korka temizledik onu, canı yanacak gibi geldi hep; kendi bebeğimin göbeğine dokunamadım, karnını sevemedim korkudan. O bağ tüm "ilk"leri gibi bir kutuda saklanıyor, bir açıp baksam bulamayacağım belki, o mandalın içinde kuruyup yok olmuş olabilir.

Şu an bunlardan yıllar önceki bir hadise gibi bahsetmek çok tuhaf geliyor ama öyle hissediyorum. Üstelik kızımız daha yeni iki yaşına girecek olmasına rağmen. Hem çok yakın, hem çok uzak.

Ben başka bir şey anlatacaktım, koptum yine.

4. ay klasörü dedik. Yaz dedik. Tebete dedik. Perşembe dedik. Fotoğraflar dedik.


Ilk tatilimize çıktığımızda Ilke 4 aylıktı, yani daha yenidoğan sayılırdı. O zamanlar bize epey büyümüş gelse de şu an o boğum bacaklı kel kafalı halini görünce 6 aya kadar "yenidoğan"mış diyorum.

Benden daha sonra anne olan arkadaşlarım var. Arada ay farkı bile olunca yeni anneler arasında kıdemli (!) oluyorsun:) Herkes bir önceki sezon pırtlatana danışıyor, naparsın. Velhasıl tatile çıkma konusunu soranlar olmuştu, kaç aylıktı, nasıl cesaret etmiştim, otelde bebekle olur muydu acaba, neler almıştım yanıma vs. O zamandan beri keşke bloga yazsaymışım diyorum içimden, her adımımızı, her anımızı yazsaymışım.

Gidin, gidin ve gidin. Antalya'ya da gidin, Bodrum'a da, uzun yol yapın, yolda müzikle uyumaya alışsın. Arabayı bebek bakım odasına çevirince her şey yapılabiliyor. Zaten arabada bir şey var, kolik bebeği bile sakinleştiren bir şey, hareket etmesinden midir nedir... Bu arada tek besin kaynağı da anne sütüyse o tatil tadından yenmez. Yanında yiyecek içecek mama taşımak zorunda değilsin dolayısıyla tabak çanak, biberon ve temizliyicilerini de taşımayacaksın bir kere. Bunun bir lüks olduğunu ek gıdaya geçince anlayacaksın beybi.

Ben yaptım sen yapma: kocca bavul yaptım 4 aylık bebeğe ve bu bavulun içinde biri yedek iki paket swimmers bez, kolluk ve simit de vardı. Allahtan kova kürek hatta palet, şnorkel falan almamışım çocuğa. Çok gülüyorum, resmen amelelik yapmışım. Bolca müslin bez, bolca body, 1 şapka, pişik ve güneş kremi, sineksavar, üşümesin diye 1-2 kat uzun kollu-bacaklı kıyafet ve battaniye. Gerçekten şu an düşünüyorum düşünüyorum başka ne alırdım diye, haa bir de calpol alırdım yanıma. Valla bak, ciddiyim. Ülkedeki tek market bizim evin buralarda gibi de davranmazdım, bez ve ıslaķ mendil stoğuna gerek yok, biterse alırsın, oradan aldığını orada tüketirsin, bavulda kendi terliklerine yer açarsın.

Çantaya bir de ne koyardım biliyor musunuz, öyle çok kullandım ki onu, öyle emektar bir eşya ki... ve ben onu da unutmuşum (kaybettim) şimdi aklıma geldi: emzirme önlüğü. Tatilde gerek kanguru gerek pusetle fellik fellik gezeceğiniz için tüm restoranlarda, cafelerde, barlarda, yolda kaldırımlarda, bazen şezlongda emzireceksiniz. Mobil anne eşyası. Emzirme odası aramadan, olduğun yerden kıpırdamadan doyurmak ve uyutmak için. Mitiiiş.

Off yaz gelse de gitsek şimdi.

O zaman da açar krismıs ruhlu fotolarımızla tebete yaparız :D sivrilere söver, kışı özleriz çünkü hepimiz biraz ruh hastasıyız.

Optumkibbye





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder