10 Kasım 2009 Salı

Natura Vita Açıldı!

Geçtiğimiz pazar bir arkadaşım beni Natura Vita'nın açılışına davet etti. Merak ettim nedir ne değildir diye, gittim. Evet, uzun zamandır ihtiyaç duyup o aktar senin bu market benim aradığım doğal ürünlerin hepsini bir arada bulacağım bir yer açılmış meğer. Benim gibi organik "takılanların" kesinlikle sevip abone olabileceği bir mekan.Natura Vita Ankara'da kolayca ulaşabileceğiniz Beysukent Angora Caddesi'nde açıldı. Sertifikalı organik ve doğal ürünler satılan Natura Vita'da, bitki çaylarından tutun organik meyve sebze, yumurta, organik süt ve meyve sularına; doğal kozmetik ürünlerden her türlü çorbaya, sosa ve yine doğal ballara kadar- daha sayamadığım çok şey var- her ürün için ayrı bir stand var. Takip edenler bilir, bildiğimiz güvendiğimiz markalar ve ürünleri göreceksiniz ama burada tek fark hepsinin bir arada olması.

Üstelik bir Natura Vita'nın bir başka özelliği de güzel havalarda bahçesinde oturup bitki çaylarınızı içebilmeniz. Beytepe ve Bilkent kampüslerinde yaşayanlar için güzel ve alternatif bir cafe olabilir. Özellikle de yürüyüş yapmayı sevenler için.

Herkesin hastalıktan kaçtığı ve havaların soğumaya başladığı bu günlerde, kışa hazırlanmak lazım. Gidip buradan alışverişinizi yapın derim. Ne olur ne olmaz. Her türlü gripten korunmanızı diliyorum buradan. En çok da biz Ankara'da yaşayanlar için.





7 Eylül 2009 Pazartesi

Rahat Bir Regl Dönemi İçin Öneriler


Regl dönemi bizler için, her ay kaçışı olmayan zor bir dönem. Çoğumuz da bu dönemde büyük sorunlar yaşıyoruz. Daha bir hafta öncesinden başlayan ağrılardan tutun, şişlik, sinir bozukluğu, hormonel değişimler ve halisizliğe kadar bir çok belirti hayatımızı altüst ediyor. Özellikle benim gibi kansızlık problemi olan kişiler bu dönemde daha da fazla üşüdükleri için, daha fazla karın ağrısı çekebiliyor. Bu konuda yapacak en önemli şey, özellikle ayaklarımızı sıcak tutmak.

Regl belirtileri kişiden kişiye değişiyor ancak herkesi etkilediği de bir gerçek. Sinirlilik, depresyon, aşırı duyarlı olma, konsantre olamama, ilgisizlik gibi birçok duygusal belirtinin yanında karın şişkinliği, göğüslerin şişkinliği ve hassaslığı, iştahın artması, baş ağrısı, mide bulantısı, susama, hantallaşma ve uyku alışkanlığının değişmesi gibi fiziksel belirtiler de bu dönemde kendini gösteriyor.

Bu dönemde hepimizde aşırı derecede tatlı yeme isteği oluyor. Bunun sebebi östrojen hormonunun vücutta dolaşımının azalması. Ancak regl döneminde çikolata ve tatlılara saldırmak yerine, yediğimize içtiğimize daha çok dikkat etmemiz gerekiyor. Şöyle ki bu östrojen dediğimiz hormon bizim için bir uyarıcı hormon ve azalması durumunda kan şekerimiz düşüyor. Böylece iştah mezabolizması tetikleniyor ve sürekli tatlı yemek istiyoruz. Oysa şeker içeren yiyecekler kan şekerini hızlı yükseltiyor ve hızlı düşürüyor. Bu hızlı düşüşler de tatlı krizlerini daha çok tetikliyor. 


Regl döneminde su tüketimi çok önemli. Yeterli miktarda su tüketmek, bilinenin aksine şişkinliği azaltmaya yardımcı oluyor. Su tüketiminin yanında tabii ki çay, kahve ve asitli içeceklerin azaltılması gerekiyor. Hatta maydanoz, kekik, dereotu gibi yiyecekler vücuttaki fazla suyun atılmasına yardımcı olduğu için salatalarda daha çok kullanılabilir.

Bir başka ve en çok şikayet edilen sorun da regl ağrıları. Bunu engellemek ve iyi hissetmek için yapmamız gereken şey birkaç basit öneriden ibaret. Kendimizi eve hapsedip yatakta iki büklüm olmamak ve daha iyi hissedebilmek için şu birkaç tavsiyeye uymamız yeterli olacak.

~Günde yarım saat yürümek

~Ilık duş almak

~Çay kahve yerine bol su ve bitki çayı (ıhlamur) tüketmek

~Bol bol vitamin ve magnezyum tüketmek (doğal yollardan)

~Aşırı tuz tüketmekten kaçınmak

~Rahat kıyafet ve ayakkabılar seçmek

~Sevdiğiniz şeyleri yapmak

25 Ağustos 2009 Salı

Hangi Çay Neye Yarar?

Ne varsa doğada var: Bitki Çayları

Karın ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, sindirim problemleri ve hatta bunun gibi çok daha fazlası, günlük hayatta en çok şikayet ettiğimiz sağlık sorunları. Ne kadar üzerlerine düşmesek de moralimizi bozup enerjimizi düşürüyorlar ve işlerimizin aksamasına sebep olabiliyorlar. Bu nedenle günlük yeme içme düzenimizde küçük değişiklikler yaparak bu rahatsızlıkların üstesinden gelebiliriz kolayca. Hemen ilaçlara saldırmaya gerek yok.

Hergün kupalarca içtiğimiz çay-kahve yerine bitki ve meyve çaylarını tercih edersek -yani en azından gerektiği zamanlarda- hem kafein alımını azaltır, hem de kendimize küçük detoks terapileri yapmış oluruz. İhtiyacımız olan tek şey hangi çayın neye iyi geldiğini bilmek.

Bitki çaylarına karşı önyargımızı bi kenara koyup, lezzetli ve aromatik içecekler haline de getirebiliriz. Kışın sıcak, ılık, şekerle ya da bal ile karıştırarak; yazın ise buzlu, naneli, limonlu içerek çok da keyifli içeceklere dönüştürülebilir. Yani salt sağlık amaçlı ve zoraki içilmeden, eski alışkanlıkları yok etmek adına denemeye değer.


Papatya

Sakinleştirici ve rahatlatıcı olmakla beraber sinir sistemi problemlerine bağlı huzursuzluğa, sterese, uykusuzluğa; ayrıca hazımsızlığa, gaza, mide spazmına ve kramplara iyi geliyor. İştah açıyor ve idrar söktürüyor. Özellikle çocuklarda, sinire ve gerginliğe bağlı mide problemlerinde rahatlıkla kullanılabiliyor. Yaraların iyileşmesini hızlandırıyor; ağızda çıkan yaralar ve egzamayı tedavi ediyor.

Rezene

Hazmı kolaylaştırıyor. Sindirim sistemini rahatlatıyor, gaz ve kolit problemlerine iyi geliyor. Özellikle metabolizması yavaş çalışanlar için idealdir.

Yeşil Çay

Kansere karşı koruyucu etkisi olduğu söyleniyor. Alerji semptomlarını engelliyor.

Isırgan Otu

Bağışıklı sistemini kuvvetlendiriyor. Yüksek oranda demir içerdiği için kansızlığa iyi geliyor. İnsüline bağlı olmayan şekeri ve anne sütünü arttırıyor. Romatizmalara iyi geliyor.

Kuşburnu

Isıya uzun süre dayanıklı C vitamini içeriyor. Vücudu kuvvetlendiriyor. Hemoroide, gribal enfeksiyonlara, kolestrole, yorgunluğa, varislere, romatizmaya ve dolaşım bozukluklarına karşı yararlı ve etkin bir kan temizleyicisi. Kahverengi yağ hücrelerinin metabolik hareketlerini arttırarak depolanmış sarı yağın yakılmasını hızlandırdığından kilo kontrolüne yardımcı oluyor.

Adaçayı

Sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlayıp hazmı kolaylaştırıyor. Mide ve bağırsak gazlarını giderip, mide bulantısını kesiyor. Nezle ve boğaz ağrılarına iyi geliyor. Mikrop öldürücü özelliği var. Zihni açıyor ve uyarıyor. Doğal östrojen içerdiği için, menapoz döneminde ve hamilelikte tavsiye ediliyor. Ayrıca astım hastalarına iyi geliyor.

Sarı Kantaron

İyi bir antidepresan. Stres ve uyku düzensizlikleri, mevsim değişikliklerinde ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıkların yanı sıra, safra kesesi problemlerine de iyi geliyor. Virüs kaynaklı enfeksiyonlarda da tavsiye ediliyor.

Nane

Mide ile ilgili problemlerde (sindirim sistemi rahatsızlıkları, ishal, bulantı ve kusma gibi) rahatlatıcı ve ferahlatıcı etkisi var. Ayrıca kalp ritm bozukluklarına, başağrısına ve ateşe iyi geliyor. Enerji verici özelliğiyle yorgunluğu gideriyor.

Ihlamur

Öksürüğe iyi geliyor ve solunum yolundaki mukusları temizliyor. Bronşit ve solunum yolu problemleri için yararlı. Gevşetici, sakinleştirici ve terletici özellikleri ile biliniyor. Uyku veriyor ve iştah kesiyor.

Melissa

Sinir sistemini dengeliyor ve iyi bir antidepresan. Sakinleştirici etkisinin yanı sıra, tansiyon düşürüyor ve idrar söktürüyor. Yatıştırıcı özelliğinden dolayı aynı zamanda spazm önleyici. Sindirime yardımcı oluyor.




11 Temmuz 2009 Cumartesi

Obezite Hakkında On Şey


Obezite veya şişmanlık, vücuttaki yağ oranının sağlığı ciddi bir biçimde tehdit edebilecek şekilde artmasıyla ortaya çıkan bir hastalık. Kişinin obez olup olmadığını anlayabilmek için, vücudundaki yağ miktarını ve bunun vücutta nasıl dağıldığını ölçmek gerekiyor. Yani bunu ölçmek için kilogram cinsinden beden ağırlığımızı, metre cinsinden boyumuzun karesine bölmemiz gerekiyor. Obezite, küçümsenecek bir problem değil, gerçekten yenilmesi gereken bir hastalık. Aksi takdirde kalp, hipertansiyon ve diyabet olmak üzere tüm hastalıkların elebaşı olabiliyor.
Obezitenin çok sebebi olabilir. Temel dört neden olarak genetik, fizyolojik, çevresel ve psikolojik etkiler sayılsa da, bence en büyük etken irade. Ya da irade-siz-lik. Zevk için yemek yemek, üşengeçlik ve amaçsızlık buna sebep olan. Ne diyorlar; yemek için yaşama, yaşamak için ye! Sonuna kadar katılıyorum buna.

Obezite Hakkında

~Kısa sürede verilen kilolar, kısa sürede geri alınır.
~
Kilo vermek, yağ vermek demektir. Yağsız doku kaybı zararlı.
~
Hızlı kilo vermek değil, hangi bölgeden kilo verdiğin önemli.
~
Göbek çevresi yağları, kalçadaki yağlardan daha zararlı.

~
Ayda 2-4 kilo vermek en ideal kilo verme şeklidir.

~
Kilo almak, boğazını tutamamak değildir.


~
Aşırı sporla zayıflanamaz. Sporun yanında mutlaka diyet ve yaşam tarzı değişikliği de gerekir.


~Hiçbir besin öğesinden mahrum kalınmamalıdır. Vücudun ihtiyacı olan tüm besinler alınmadığı takdirde sağlıklı kilo verilemez.

~
Liposuction estetik bir yöntemdir ve bu yolla cilt altı yağları alınır. Oysa kilo verilmesi istenen yağlar, iç organ yağlarıdır.

26 Haziran 2009 Cuma

Bye Bye Michael

80'lerin sahne kralı, "Pop'un Kralı", "Legend" gösteriyi tamamladı.

Michael Jackson dünyada herkesin tanıdığı, Moonwalk'u ile, Smooth Criminal'ı ile, Billie Jean'ı ile milyonlarca insanı kendine hayran bırakmış; her yaptığı olay olan ve popüleritesi bir an olsun düşmemiş bir "kral". Sahne kralı, popun kralı, dans kralı. Kral öldü.


Ölümü bile beklenmedik bir şekilde oldu. Henüz 51 yaşındaydı ve kimse cilt kanseri olduğunu bilmiyordu.

 Ancak ölümün sebebi bu değil. Haberlerde kalp krizi dense de kimilerine göre aşırı doz ölümüne sebep olmuş. 

Otopsi raporlarında her şey ortaya çıkacakmış. Artık ne önemi var ki? Sonuç ortada, sebebi bulunsa da, şaka olduğu düşünülse de, üstüne yorum yapılsa da popun kralı artık aramızda yok. 


Biz de 80ler çocukları olarak izlenememiş konserlerimiz listesine bir yenisini ekleyeceğiz. Güle güle Michael...


25 Haziran 2009 Perşembe

Sihirli Elma

Gökten üç elma düşmüş...

Masallarda okuduğumuz o çekici ve büyülü meyvenin gerçekten sihirli olduğunu biliyor musunuz? Yani araştırdıkça, özelliklerini ve yararlarını öğrendikçe buna inanmamak mümkün değil. En ufak bir sağlık sorununda ilaçlara saldırmak yerine her gün birer elma yemek bize neler kazandırıyormuş neler. Fakat bunları saymaya başlamadan önce şunu da belirtmeliyim ki, hiçbir şey doğal meyvenin yerini tutmuyor. Tabletler, haplar, elma aroması içeren benzeri ürünler asla orjinalinin yerini tutmuyor. Kilo vermek uğruna reklamların gazına gelip bu tip diyetlere girmeyin; ne kadar doğal, o kadar sağlıklı. Aynı zamanda kalıcı da.
Elma tarihte bilinen en eski meyvelerden. Ayrıca yaklaşık beş bin çeşidi var (Ülkemizde Golden, Sterkin, Misket Amasya, Gümüşhane, Niğde ve Ferik Elması en bilinenleri). Bizim bildiğimiz ortalama bir elma da 50 kalori. Sırf bu özelliğiyle bile öncelikle diyet yapanlar için vazgeçilmez bir meyve. Karnı tok tutuyor ayrıca sindirim sorunu olanlar için, alınması gereken lifli gıdaların başını çekiyor elma. Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlıyor. Yani detoks meyvesi de diyebiliriz elma için.

Gerek görünüşümüzde yarattığı olumlu etkiler gerek hastalıklara karşı etkileriyle elma hayatımızın vazgeçilmezlerinden olmalı. Dişleri temizlediği gibi nefesi de ferahlatıyor, diş etlerini de güçlendiriyor. Üstelik yenen elma miktarı arttıkça sigara kullananlarda bile nefes alma kapasitesinde artış gözlemleniyor.
Elma spor sırasında tüketildiğinde organizmaya birçok mineral ve vitaminler yüklerken, spor sonrasında tüketildiğinde; %85 oranında su içerdiği için organizmanın ihtiyacı olan suyu tamamlayarak toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırıyor.
Vitamin deposu elmanın sağladığı vitaminlerin en önemlisi C vitamini. En fazla kabuğunda ve kabuğun altında yoğun olarak bulunuyor. Bu nedenle iyi yıkanmış elmanın kabuğuyla tüketilmesi en doğrusu.
Ayrıca elmayı kabuğuyla yemek kabızlığı önleme açısından da daha yararlı çünkü elmadaki lifler kabuğunda daha yoğun.
Böbreklerin temizlenmesine yarıyor, baş ağrısına iyi geliyor, kolestrolü ve yüksek tansiyonu düşürüyor, kan şekerini kontrol altında tutuyor, romatizmaya, gut hastalığına ve uykusuzluğa iyi geliyor, bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlıyor, içerdiği meyve şekeri ile karaciğer hücrelerini koruyor, gastritten kaynaklanan yanmaları hafifletiyor, uykudan önce yenirse rahatlatıp kolay uyumayı sağlıyor ve son olarak da yeşil, hafif ekşi olanları mide bulantılarını önlüyor. Bu liste böyle uzayıp gidiyor, yani her gün elma tüketmemiz için onlarca sebep var.
Elmanın sağlığımız açısından bu kadar yararından bahsetmişken, ne kadar hoş bir aroması olduğunu, içine girdiği her şeye ne kadar güzel kokular verdiğini söylemeden geçmek de olmaz tabii. Elmalı tartlar, lipstikler, diş macunları... Gökten üç elma düşmüş... Biri sana, biri bana biri de mum olup havaya karışmış.



21 Haziran 2009 Pazar

Bu Yaz Ne Giysek?

Isınan havayla beraber, hepimiz kıpır kıpır oluyoruz haliyle. Sokaklara dökülüp o sıcacık havayı hissettiğimizde, her yaz olduğu gibi tüm enerjimizi yansıtacak kıyafetler seçiyoruz. Tüm o siyahları, kahveleri, çizmeleri gözümüzün en görmediği noktalara kaldırıyoruz. Şimdi kıpır kıpır, rengarenk giyinme zamanı! 

Tabii ki en önemli ve ilk akla gelen aksesuar güneş gözlükleri oluyor. Sadece yazın değil her mevsim kullandığımız, gözlerimizin biricik dostu(!) gözlüklerimiz.. Bu yaz hepimizin bildiği gibi büyük çerçeveli, yuvarlak ve renkli gözlükler revaçta.

İkinci sırada elbette hiçbir zaman vazgeçemediğimiz ayakkabılar geliyor. Yaz mevsimi için en uygun, en rahat ve bir o kadar da şık sandaletler ortaya çıkmaya başlıyor. Bizi sıcaktan uzak tutacak tek ayakkabı, sandaletler.

Bu yıl özellikle deri başta olmak üzere hantal ve uzun bağcıkları olan rahat görünümlü sandaletler herkesin birinci tercihi olmuş. Ha bu arada, sandalet giymeden önce pedikür yaptırmayı da unutmayın:)


Sıcak havada dikkat etmemiz gereken bir diğer önemli nokta da tabii ki renk seçimi. Siyahlardan, koyu renklerden mecbur olmadıkça tercih etmemek lazım. Yazın havası gibi, suyu gibi bizim giydiklerimiz de o enerjik ve mutlu havayı yansıtmalı. Beyazın duruluğu, kırmızı ve pembenin canlılığı, mavinin yeşilin doğallığı yaza en çok yakışan renkler.


Ne giyeceğimize gelince, aklıma ilk gelen şey tabii ki elbiselerim oluyor. Rahat olmasına rağmen bize en çok yakışan, en güzel ve en doğal gösterdiğine inandığım kıyafetler, elbiseler. Bunun dışında kruvaze ve ip askılı t-shirtler, kısa kot şort ve etekler, straplez body gibi pek çok seçenek var. Yapacağımız tek şey, kendimize yakışanı bulmak ve giymek!




Ve Tanrı Kadını Yarattı


ve tanrı kadını yarattı...


tanrı kadını yaratmak için
rüzgarın hızını,
bulutların gözyaşını,
yaprakların zerafetini,
güneşin neşesini ve iç açıcılığını,
pırlantanın güzelliğini,
küçük bir kuşun çekingenliğini,
kumrunun cilvesini,
tavuskuşunun kendini beğenmişliğini,
serçenin ince yapısını, bir tüyün inceliğini,
çiçeklerin kokusunu, ayın yuvarlaklığını,
yılanın esnekliğini,
sarmaşıkların sarılganlığını,
çimenlerin titreyişlerini
ve balın tatlılığını aldı.

19 Haziran 2009 Cuma

O Zaman Tatil Yapmak Lazım

Hala öğrenci olduğum için bana yılın sonu aralık ayından ziyade yaz aylarıymış gibi geliyor. Eylülde benim için yeni yıl başlarken, içimi hüzün, stres ve biraz da korku kaplar hep. Ancak haziranla beraber her şeyin bittiği ve hak edilenleri alma dönemi başlıyor sanki. Ta ki yaz başlayana kadar... Bu dönem tatilin başlayıp da planlandığı gibi gitmediğini görmekle sonuçlanıyor genellikle.

Aslında tüm sıkıntı bizim doyumsuzluğumuz ve kronik şikayetçiliğimizden kaynaklanıyor. Misal, okuldayken tatili beklerim şimdi ise okuldaki özlem duyuyorum. Ders dönemindeyken tatil, çok yoğun bir yılın ardından güzel bir ödülmüş gibi gelse de öyle bir boşluğa düşürüyor ki insanı, eve de sığamıyorsunuz, konuşmalar da sarmıyor. Tek istediğiniz gitmek oluyor. Herhangi bir yere... Hep uzaktakine özlem duymak böyle bir şey sanırım.

Ders çalışırken boş oturmanın özlemini, evde boş otururken denize girmenin özlemini çekiyoruz. Artık ne eski arkadaşlarınız geliyor buraya ne öteki hayatınızdan bir parça var. Size ait net bir yer bile yok ki aslında! Gelecek korkusundan, iş bulamamaktan ziyade bu ait olamama geriyor insanı daha çok.

Her neyse bunlar eninde sonunda bitecek ve zamanı geldiğinde rayına oturacak sorunlar. "düzen özlemi" diyelim buna. Elbette asıl düşünmek gereken zaman, şimdi! Madem bütün sene deliler gibi çalıştık, bir şekilde kendimizi eğlendirmemiz de lazım. Madem tatildeyiz, o zaman tatil yapmak lazım...
Sabah ders ya da iş yok mu? Pekala, toplayın etrafınızda kim varsa sabaha kadar oyun oynayın, çıkın için dans edin... Ya da çantanızı kaptığınız gibi en yakın denize kaçın. Butik otellerde yer bulup hiç görmediğiniz yakın yerleri keşfedin. Hep içinizde kalan ama zaman bulamadığınız için öğrenemediğiniz bir enstrüman için kursa gidin. Değişik yemekler deneyin. Alıp alıp biriktirdiğiniz ve okuyamadığınız kitaplar, dinleyemediğiniz albümler, izleyemediğiniz dvdler de vardır mutlaka:) Bu liste böyle böyle uzuyor. Kısacası o an canınız ne istiyorsa -benim yaptığım gibi yapmayın ve- ama'ları bir kenarı koyun. Bunlar yapılmayacak şeyler değil. Daha yazarken bile düşüncesi kıpır kıpır etmeye yetti beni. Ben gidiyorum, siz de durmayın derim... Kışı kışın, yazı yazın yaşamak için.
İyi eğlenceler!



13 Haziran 2009 Cumartesi

Beyin Koşusu


Her ne kadar kişisel gelişim seminerlerine katılıp, kitaplarını okusam da bunların kuru nasihat olduğunu düşünmüyor değilim. Sadece bazen aklımda kalan bir iki söz, gerektiğinde birine aktarmaya yarıyor ve hiçbiri hayatımı değiştirmiş değil. Ben kendi deneyimleri ile öğrenen insanlardanım. Keşke başkalarından da ders çıkarabilsem, ama olmayınca olmuyor işte...

Konuya buradan girdim ancak aslında söylemek istediğim şuydu; bu seminerler, eğitimler çok işe yaramasa da benim gözümde, günlük hayatı daha eğlenceli kılacak, hafızamızı kullanmamızı sağlayacak, görsel zekayı geliştirecek- hatta alzheimer'ı bile önlediğine inandığım- alternatifler de var. Örneğin bulmaca, sudoku, küçük platform oyunları, zeka testleri bu listeye girebilir. Her canım sıkıldığında, ya bu tip yazılar okuyorum ya da test çözüyorum. Emin olun hiç beklenmedik anlarda karşıma çıkıyorlar ve çok şaşırıyorum.

Yine bir gün karşıma beyin eğitimi ile ilgili bir site çıktı. "Ücretsiz Beyin Eğitimi" diyordu, tıkladığımda Melik Duyar'ın Beyindeki Zihinsel Potansiyele Ulaşmanın Sırları yazısıyla karşılaştım. Herkesin üye olup birkaç seminerlik eğitim alabileceği bir site. Bir bakın derim ben.

Beynimizin ne kadarını kullanıyormuşuz, bu yeterli miymiş ya da arttırılabilir miymiş buradan öğreniyoruz. (Ben baktığımda maalesef geçen yıllar içinde beynimizi daha az kullandığımızı hatta neredeyse hepimizin Homer'laşarak bir Idiocracy'ye doğru gittiğimizi gördüm. Ama bunu fark etmek de bir şeydir ve yapabilecek çözümler varsa harekete geçmek gerekir. Eğitim şart:)). Eğer yazdıkları doğruysa hafıza geliştirmek açısından hepimizin denemesi gerekiyor.



23 Mayıs 2009 Cumartesi

Yaz Diyetinde Yeni Buluş: Soğuk Çorba

İnternette o sayfa senin bu sayfa benim bir şeyler okuyordum. Malum yaz geldiği için her yerde bir diyet programları, light ürünler veya egzersiz programları modası var. Hepsine alıştık artık. Ama bi ara Yazarkafe'de haber okurken gözüme takıldı: "Diyet yapanlar için soğuk yaz çorbası". Eh dedim bu da oldu, tam oldu. Ama sırf salata yiyerek kendimizi aç bırakmak yerine soğuk çorba da fena olmaz sanki. Ben bunu da denemeliydim hemen ve şimdiden kafamda diyet listemi oluşturmaya başladım bile. Tek kasede ihtiyacım olan her şeyi alıp tok kalmak süper bir fikir değil mi? Hangimiz incecik olmayı istemiyoruz? 

Her neyse aldım not defterimi yazdım bir güzel, gittim yaptım bu 'soğuk' çorbayı. Dilara Koçak Hanım'ın tarifiymiş, onu da öğrendik. Onun fikrine benim de elime sağlık, yoğurtlu meze tadında, cornflakes tarzında gayet lezzetli bir şey oldu. Tavsiye ederim yani. Bu kadar geyik muhabbetinden sonra da çatlatmadan veriyorum tarifi:

 Şimdi öncelikle 200 gram yağsız yoğurdumuzu alıp bir bardak suyla çırpıyoruz. İçine de haşlanmış mısır, haşlanmış bulgur, minik minik doğranmış salatalıklar, keten tohumu ve bir de dereotu koyup karıştırıyoruz. Ama ben kuru nane ve fesleğen de ekledim, kokusu da muhteşem oldu. Evet, hepsi bu kadar. Karıştırın ve yiyin. Afiyetto:)



 

22 Mayıs 2009 Cuma

Ne Varsa Doğada Var: Bitkisel Sabunlar

Güzel olmamız için ille de kendimizi paralamamız, acı çekmemiz,  ya da kozmetik ürünlere servet ödememiz gerekmiyor. Çünkü her şey sağlıklı ve temiz olmaktan geçiyor. Bunun adı da, doğallık.

En ufak bir sivilcede, kırışıkta, selülitte hemen kremlere, temizleme jellerine koşmak gereksiz. Hepsi kimyasal madde içeriyor çünkü. Örneğin işe yüzümüzü tonik yerine gülsuyu veya salatalıkla sıkılaştırıp temizlemekle başlayabiliriz. 

Birkaç ay önce arkadaşımın tavsiyesiyle kayısı özlü sabun kullanmaya başladım. Cildimdeki değişime ve düzelmeye sevinmekten ziyade sadece şimdiye kadar harcadığım zamana ve paraya üzüldüm. Sonra diğer aromaları da denemek istedim ve oturup ne neye yararmış araştırdım.

İşte bitki sabunlarının yararları:


Üzüm Çekirdeği Sabunu

İçindeki üzüm çekirdeği yağı kılcal damarları onararak bütün vücudu zinde ve diri tutuyor. Ayrıca peeling etkisi yapıyor. Gözenekleri açtığı için kılcal damarlar besleniyor, böylece kan dolaşımımız hızlanıyor. Hatta variste damarların toplanmasına yardımcı olabiliyor. Selülit oluşumunu engelliyor. Aminoasit, B1 ve B2 mineralleri içerdiği için çok da iyi bir besleyici.

Kayısı Özlü Sabun

Kayısının eski çağlardan beri cildi güzelleştirdiğini hepimiz biliyoruz. Kayısı özlü sabunlar cildimize çok iyi bakım yapıyor ve tazeliyor. Sürekli kullanımda gözaltı kırışıklarını ve morlukları  geçiriyor. A vitamini içerdiği için kolejen etkiyi arttırdığı söyleniyor. Günde iki kez masaj ile uygulanabiliyormuş.

Killi Sabun

Kil yüzyıllardan beri cilt maskelerinde, cilt bakımında, sivilcelerde ve saç bakımında kullanılıyor. Yüz lekelerini, çilleri ve sivilceleri geçirmekle kalmıyor, antibakteriyel özelliğe de sahip. Saç bakımında kullanıldığında ise saçı güçlendiriyor ve dökülmesini engelliyor. Saçımızdaki yağ dengesini düzenliyor. En güzel yanı da istediğimiz sıklıkta kullanılabilmesi.

Gliserinli Sabun

Gliserin cildimizi besliyor ve yumuşatıyor. Ayaktaki, eldeki ve bacaklardaki çatlakları azaltmaya da yarıyor. Romatizma ağrılarına etkili ayrıca iyi bir nemlendirici.

Buğday Özlü Sabun

Cildi onarıyor, koruyor ve yaşlılık lekelerini önlüyor. Buğday yağının içerisinde yüksek miktarda lesitin A ve E vitaminleri ve proteinleri bulunuyor. Çok iyi bir besleyici olmasının yanında iyi de bir koruyucu. Kötü koşullar nedeniyle deforme olmuş ciltleri onarmaya yardımcı oluyor.

Propolisli Sabun

Uzun süre için cildi temizleyip kırışıkları önlüyor. Ten kokusunu yok ediyor, ayrıca deri hassasiyeti ve egzamaya da etkili. Propolis doku yenileyici baktarisil, fungusit özelliği ile kozmetikteki ürün yelpazesinde de önemli yere sahip. Propolis anti-bakteriyel sabun olarak kullanıldığı gibi, doku yenileme özelliğinden dolayı hastalığın verdiği izleri iyileştirme özelliğine de sahip.

Yosun Özlü Sabun

Vücudu sıkılaştırmada, yağ dengelemede ve dezenfekte etmede kullanılıyor. Selülit ve lokal yağ fazlalıklarını gidermeye yarayan toksin ve ödem atılımını arttıran mükemmel bir sabun. Deniz yosunu içerisinde yüksek miktarda aminoasitler, A vitamini ve diğer tüm bitkilerden daha fazla klorofil var. Bunlar da cildi daha dayanıklı hale getirip, yaşlanmaya karşı da koruyor.


Tchibo'da Yok Yok!

Sadece bir fincan kahve içip çıkacaktım. 

Ama daha oturmadan o radar gözlerim(!) çok şirin mumlar keşfetti, derken kendimi sıra sıra, her bir ürünü incelerken buldum. Bir yandan mis gibi kahve kokusu, elimde mutfak eşyaları, gözüm hala raflarda bir saat geçirdim içeride.

Küçücük bir cafe gibi görünen bu mağazada ev eşyasından kıyafete, kişisel bakım ürünlerinden binbir çeşit kahveye kadar her şey varmış meğer. Ben özellikle cappucinosunu tavsiye ediyorum ama siz kahve dışında değişik, orijinal ve çok uygun fiyatlara bir şeyler almak istiyorsanız- özellikle hediye- buraya uğramalısınız. Ben ba-yıl-dım! 

Şu an tek bildiğim Ankara Ankamall ve Bursa Zafer Plaza ve Kent Meydanı şubeleri. Umarım yakında her yerde açılır, özellikle Alanya'da. İnternetten de sipariş veriliyormuş, ayrıca sipariş ettikçe puan biriktiriyorsunuz, ürünler hakkında her şeyi öğrenebileceğiniz güvenli bir site. 


Meraklısı için:

http://tchibo.com.tr


21 Mayıs 2009 Perşembe

Yazı Beklerken


Önümde bir yığın ilaç, elimde ıhlamur çayım, günün ortasında ışıkları açmış oturuyorum. Bahar gelmedi, gelemedi ve hava yine yaptı yapacağını. 

Bir gün bir uyandım, işte, dedim artık değişmez bu saatten sonra. Güneş nasıl parlıyordu öyle, herkes çimlerde uzanmış, çiçekler açmış, sonuna kadar müzik...Camdan bakıp o sahneyi gördüm ve o an yaz moduna çoktan girmiştim. O enerjiyle kaldırdım bütün kazakları, çizmeleri hatta şemsiyemi bile! Zaten iple çekiyorduk sıcak havayı, bu bir haftalık yalancı baharın oyununa geldik. T-shirtler bile fazla gelmişti, bir terliğimiz eksikti anlayacağınız:)                                           

Okulda şenlik haftasıydı, o konser senin bu konser benim gezip tozduk. Bir kadeh, iki kadeh, üç.... Pazartesi başlayan finaller kimin umurunda! Hastalanmak ise söz konusu bile değildi, çünkü biz akıllılar dans ederken üşümediğimizi sanmıştık. Öhö! Neyse şu an tahmin edersiniz ders çalışmak gerekiyor, ama bu patlamak üzere olan kafayla ne nasıl öğrenilir o ayrı.

  Her yer karardı, her şey gri. Renkleri geri istiyorum, yaz gelsin, tatil, tatil, tatil... Başka söze gerek var mı? Sıcacık güneşin altında soğuk bir şeyler içip serinlemek varken, odaya tıkılıp iyileşmek zorunda olmak ve aylak aylak dergi okumak yerine o sıkıcı ders notlarını okumak mecburiyeti... Kim ikinci tabloyu seçer ki?

  Size tavsiyem şu ara güneşe aldanmayın, çantanızdan (güneş gözlüğü dışında) şemsiyeniz eksik olmasın. Kahvenizi alın yağmuru seyredin, önümüzde başka seçeneğimiz yoksa yine de farklı tatlar yakalamak lazım, önümüzde koca bir yaz bizi bekliyor nasılsa...




4 Mart 2009 Çarşamba

On Adımda Yepyeni Bir Ev

Mevsimler değişiyor, renkler değişiyor ve doğal olarak ruh hallerimiz de değişiyor. Yaşadığımız yer de dolayısıyla bizi ve duygularımızı, zevklerimizi yansıtıyor. Bu yüzden sık sık evimizle, aksesuarlarımızla, duvarlarımızın renkleriyle oynamak istiyoruz. Ama bazen öyle bir an geliyor ki,  -hani her şeye sil baştan başlamak isteriz ya- evimize girmek dahi istemeyebiliyoruz.Oysa yeni bir eve taşınmak yerine evde, birtakım tüyolar ve sınırsız yaratıcılığımız yardımıyla köklü bir değişiklik yapmak ve sıfırdan bir ev inşa etmek çok daha mantıklı! Sizce?

  İşte on adım, on tüyo:

1)Hayal edin, tasarlayın

Öncelikle tabii ki kafamızda bir taslak oluşturmamız lazım ki planımızı adım adım uygulayalım. Ne tarz bir ev istiyoruz? Artık o kadar çok çeşit var ki... Dergilerden, kataloglardan aklımızda kalan, "işte bu!" dediğimiz, unutmak istemediğimiz her şeyi not etmekte fayda var.

2)İhtiyaç listesi oluşturun

Liste yaparken göz önünde bulundurmamız gereken en temel noktalar: Kaç yatak odası var? Salon ne kadar büyük? Kaç banyo var?... Ana listeyi oluşturduktan sonra da yatak odalarında, tamamen zevkinize kalmış ve odanın genel hatlarını, stilini ortaya çıkaracak eksiklikleri not edin.

3)Yakın çevreyi tanıyın

Çevredeki etmenler çatıdan çitlere kadar etki edebilir. Baş ağrısı çekmemek için bölgeye uygun tercihler yapmak gerekiyor.

4)Bütçe yapın

Listenize yazdıklarınızın bütçenize uyup uymadığını kontrol etmelisiniz.Çünkü insan bir şey almadan önce çok istekli-hatta açgözlü- oluyor ve bu da size şok edici bi fiyat şeklinde geri dönebilir.Aman dikkat.. Ancak bu konuda bir fiyat biçiciye danışmak daha kontrollü olmayı kolaylaştırabilir.

5)Yaratacağınız alana göre uyarlayın

Sizin mekanınız size özeldir ve her mekan kendine has zorluklara sahiptir. Bunu asla unutmamalısınız. Dolayısıyla zaman zaman farklı çözümler üretmelisiniz. Aynı zamanda yatak odalarını ve banyoları evin arkasına, şehirin gürültüsünden uzağa koymalısınız ve pencereleri insanların özel hayatlarını bozmayacak, aynı zamanda güzel ve estetik olacak şekilde dizayn etmelisiniz.

6)Verimliliği arttırın

Evde her şey kullanışlı ve sizin rahat ettirecek özellikte olmalı.Örneğin, holün eşyaların geçebileceği genişlikte olması, yatak odası duvarlarının ses ve ısıyı izole edebilmesi gibi...

7)Genişliği ayarlayın

Eğer şu an hayalinizdeki kadar geniş bir evi karşılayamıyorsanız, çok iyi bir yerleşim planı yapıp bunu aşamalı olarak uygulayın.

8)İç dizaynı resmedin

Evin içini dekore etmeden önce, mobilyaları evin taslak bir resmine çizip yerleştirmeye çalışırsanız neyin nereye yakıştığını daha kolay anlayabilirsiniz. Uygulamadan önce taslağınızı çizin, boyayın, dağıtın gitsin! 

9)Güneşi unutmayın

Pencerelerin açıları güneşin gelmesi açısından çok önemli.Doğal ışık her zaman avantajdır çünkü hem daha iyi aydınlatır hem de pozitif enerji verir.Doğu batı ayarını, çalışma saatinize göre ya da ihtiyacınıza göre yapmanızda yarar var.


10)Evin her yönünü güzelleştirin

Biliyorsunuz ki pencerelerin konumu evin hem iç hem de dış cephe görünüşünü etkiliyor.İster köşede ister ortada olsun, eviniz dışarıdan görünecek ve yoldan geçen birinin evinize beğenerek bakması çok hoşunuza gidecek! O yüzden dış cepheye birtakım mimari eklentiler yapabilir veya -varsa- bahçeye çiçek kümeleri, çardak ve küçük ağaçlar koyarak çok hoş bir görsellik elde edebilirsiniz.Benden söylemesi:)

1 Mart 2009 Pazar

Refleksoloji ~ Ayak Masajı

Dışarıdaki hayatın, işin, okulun bütün yorugunluğunu, stresini atmanın en popüler yolu her zaman vücut masajları oluyor. Masaj salonlarında veya spa merkezlerinde yapılan masajlar tüm kasların ve eklemlerin rahatlamasına yardımcı oluyor.Ayak masajı da vücudu rahatlatmak ve iyi hissettirmek için en çok tercih edilen yollardan birisi.

 Refleksoloji için ayak bütün vücut demektir aslında. Ayak tabanını farklı bölümlere ayrıdığınızda vücudunuzla ilgili birçok şey keşfedebilirsiniz.

 

Peki, Refleksoloji Ne İşe Yarar?

1)Ayak masajı  lenfatik sinirleri gevşeterek ve vücudu deşarj ederek vücudun toksinlerden arınmasına yardımcı olur.

2)Ayak masajı vücudu rahatlatan ve sinirleri gevşeten hormonların uyarılmasını sağlar.

3)Birçok rahatsızlık, ayaktaki sinir noktalarını bilen uzmanlar tarafından iyileştirilebilir.




20 Şubat 2009 Cuma

Gidiyorlar Birer Birer

En sevdiğimiz, en kaliteli, en "bizden" tiyatrocuların ölüm haberlerini aldığımda kendi dedemi kaybetmiş gibi bir acı yaşıyorum. Ne garip... Onlar hep evimizin içindeler, bizleri tanımasalar da ne kadar tanıyoruz onları, ne kadar seviyoruz. Ne zaman mutsuz ve karamsar olsam, koşar TV'yi açardım ve Tahsin Amca unuttururdu o an her şeyi. Ama o artık yok ve onu çok özleyeceğiz.

Barış Manço, Kemal Sunal, şimdi de Gazanfer Özcan:( Sizce Türk Tiyatrosu, Sineması, Müziği böyle önemli yapıtaşlarını kaybettikçe eski kalitesini yakalayabilecek mi? Böylesine işine aşık, kaliteye önem veren "sanatçılar" olacak mı yine? Zaten hep birbirine benzeyen, aşırı popüler ve sığ işleri görmekten bıkmışken bir de böyle haberler duymak çok çok üzüyor beni.

 Seni çok özleyeceğiz.




16 Şubat 2009 Pazartesi

DOUBT

Meryl Streep bu kez bir rahibe

Başrollerinde Meryl Streep, Philip Seymour Hoffman ile Amy Adams ve Viola Davis’in yer aldığı film tam 5 dalda Altın Küre adayı. Meryl Streep ve Philip Seymour Hoffman yine mükemmel bir performans sergilemiş.

Filmde adından da anlayacağımız gibi "şüphe" konusunun ele alınmasının yanısıra insan ilişkilerinde insanların ne kadar yargısız infaz yapabileceği de anlatılmış. Ayrıca kilisenin ne kadar düşünmeyi ve sorgulamayı engellediği mesajı da verilmiş.Ancak film bir sona bağlanmıyor ve içinizde bir şüphe ile ayrılıyorsunuz oradan. Bana kalırsa Meryl Streep bu film ile üçüncü Oscar'ını almayı hak ediyor. 



İyi Görünme Güdüsü Sorun mu İhtiyaç Mı?

Dedelerimizle, anneannelerimizle kendimizi kıyaslayınca arada gördüğümüz farklar ne kadar çok değil mi? Hatta ortak noktamız yok diyebiliriz, oysa yalnızca iki kuşak ötemizdeler. En basitinden onlar üretici, biz tüketici nesiliz ve onların kanaatkar olduğu ölçüde doyumsuzuz.


Onların hep yapacak bir şeyleri vardı çünkü, bizim önemsediğimiz "önemsiz" şeyleri takmazlardı, yaptığı işlerle, düşünceleriyle saygı görürlerdi.

Günümüzde ise durum çok farklı. Gençlerin giyim tarzlarıyla birbirinden ayrıldığı, seçtiği renklere ya da markalara göre kabul gördüğü zamandayız. Önemli olan nasıl göründüğümüz ve insanların ne düşündükleri... Bu nedenle kıyafetlere, estetiğe, kozmetiğe ve aksesuarlara harcanan paraların haddi hesabı yok.

Bu ihtiyaç tamamen Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki saygı görme ihtiyacından kaynaklanıyor. Konuşacak konu bulamamanın ve özgüven eksikliğinin " en azından kusursuz görünmek" ile kapatılmaya çalışması bu. Gençlerin gündemi hep "hangi cafe'de ne yesek, ne alsak ne yapsak" üzerine.

  


14 Şubat 2009 Cumartesi

Uykunun Restorasyon Gücü

2004 yılında Gumustekin tarafından yapılan bir araştırmaya göre uyku esnasında yaralar, yara izleri ve yanıklar çok daha hızlı iyileşiyor. Araştırmadan ayrıca şunu da öğreniyoruz ki, uykusuz kaldığımızda bağışıklık sistemimiz ve metabolizmamız yavaşlıyor. Ayrıca unutkanlık ve sinir bozukluğu da diğer kötü etkileri.

2007'de ise Zager et al 24 saat boyunca uykusuz kalmış kişileri diğerleriyle karşılaştırdı ve yapılan kan testlerinde, uykusuz kalan kişilerin kanındaki akyuvar miktarının yüzde 20 düştüğü gözlemlendi.

Ancak bu bilgileri alıp da günümüz yarısını uykuya vermiyoruz çünkü biliyorsunuz ki gereğinden fazla uyku da bir kilo alma sebebi. Ayrıca bilim adamları günde 7 saatten "az" uyumak kadar, fazla uyumanın da kalp ve damar hastalıkları riskini artıracağını açıklamış. Bu durumda bize dengeyi sağlamak kalıyor.


KİRPİ

“Kirpi”, birbirlerinden intikam almak için her yolu deneyen iki inatçı düşmanın, oldukça masum başlayan çekişmelerinin giderek çığırından çıkarak ülke çapında bir kargaşaya yol açmasını oldukça komik bir dille anlatıyor. Kirpi’nin kahramanları arasında basit bir intikammış gibi başlayan olaylar akıl almazlık dozu giderek artan misillemelerle bir çığ gibi büyüyerek çevrelerinde yaşayan herkesin başını belalara saran büyük bir hesaplaşmaya dönüşüyor…


Güzel bir özellik değil biliyorum ama tipik bir boğa kadını olarak aşırı derecede kinciyim ve -itiraf ediyorum- küçük intikamlara bayılıyorum! Çok sevdim, çok eğlendim, bol bol "oh olsun" dedim:)  Kirpi her ne kadar "daha iyi olabilirdi" dense de ben en azından salondan pişman olmadan çıkarsınız diyorum. Şu ara çok revaçta olan kaba güldürüden sonra daha zeki espriler bulabilirsiniz en azından...